Kurtsan Şirketler Grubu CEO’su Atakan Özdemir: Niyazi Kurtsan’ın ‘Otacı’ ismi ile yola çıkması tesadüf değildir

Eczacılık ve tababet ilminde güçlü bir gelenekten geldiğimizi belirten Kurtsan Şirketler Grubu CEO’su Atakan Özdemir, “Kurtsan’da bu gelenek çerçevesinde iki eczacı tarafından kurulmuş, sonrasında ikinci nesil yine eczacı iki kardeş tarafından yönetilmiş, Üçüncü kuşakta ise profesyoneller tarafından yönetilen bir şirkettir. Şirketin en büyük markası Otacı ve şirketin misyonuna baktığınızda, Anadolu’da var olan o tababet kültürünü bu toprakların öz kaynakları ile harmanlayıp dünya ölçeğinde değer yaratabilmek olduğunu görürsünüz”

Temelleri altmış yıl önceye dayanan Kurtsan,  zorlu ilaç sektörünün önemli firmaları arasına adını yazmayı başardı. Kökleri Niyazi Kurtsan’ın İstanbul’da açtığı Güneş Eczanesi’ne dayanan Kurtsan Şirketler Grubu, süreç içerisinde elde ettiği bilgi ve deneyimle global adımlar atarak yoluna devam ediyor. Yaşanan bu yolculuğu Anadolu’da var olan o tababet kültürünü bu toprakların öz kaynakları ile harmanlayıp dünya ölçeğinde değer yaratılması olarak özetleyen Kurtsan Şirketler Grubu CEO’su Atakan Özdemir, sektör ile ilgili değerlendirmelerini okuyucularımızla paylaştı.

İlaç sektörü tüm dünyada disipliner bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Uzun yıllar hem yurt dışında hem de yurt içinde sektöre hizmet veren biri olarak sektör ile ilgili gözlemlerinizi alabilir miyiz?

Burası hızlı tüketim ürünleri gibi bir sektör değildir, ürünün nerede satılacağını, fiyatı devletin belirlediği, halka açık iletişim araçlarında reklam yapamadığınız, regüle bir sektör içerisindeyiz. Bu durum sektörün doğası gereği böyle olmak zorundadır, dünyada da ülkemizde de böyledir. Sağlığın herkes tarafından erişebilir olması lazım, dolayısıyla sürdürülebilir bir yapının olması çok daha kritik öneme sahip. Bu noktada geri ödemeli ürünlere baktığınız zaman hassasiyetle takip etmemiz gereken konu fiyatlandırmaya bağlı olarak, ilaç temini ve üretiminin hem üreticiler açısından hem de ilaca erişim bekleyen ihtiyaç sahibi hastalar için kesintiye uğramamasını sağlamaktır. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik konjonktür dahilinde, bizler işimizi devam ettirirken bugün her zamankinden daha fazla finansal yönetimde iyileşme alanları yaratmak durumundayız. Elbette yürürlükte olan ilaç fiyat kararnamesinin güncellenmesi bu sürdürülebilirlik açısından kritik öneme sahip. Güncel döviz kuru ile daha uyumlu bir yapının tesis edilebilmesi için tüm paydaşların gösterdiği çaba elbette çok değerli.

Fiyat baskısı ülkemize has bir durum mu?

Hayır, tüm dünyada sektörün fiyat baskısı ile karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz.

Bu ortamda sektör nasıl ayakta kalmayı başarıyor?

Fiyat baskısından kurtulabilmek için pek çok firma, geri ödemesiz ürünlere doğru yol alıyorlar. Ayrıca inovasyon sağlık sektörü için olmazsa olmazdır. Tüm tedarik zinciri boyunca yapılabilecek her türlü iyileştirme ek bir marj sağlayabilirse bu pozitif etkiyi sektörün gelişimi ve ihtiyaçları için kullanmak mümkün olabilir. Bu konuda çok çevik bir sektör içinde yer aldığımızı söylemem lazım.

Maliyet verimliliği elbette Ar-Ge ve üretim el ele giden konular. Bunun haricinde yatırımlarımızın çeşitlendirilmesi ve farklı terapötik alanlara odaklanma gibi verimlilik konularını da sürekli gündemimizde tutmamız gerekmekte. Elbette stratejik ortaklıklar da çok kıymetli. Ülkemizin bir klinik araştırma üssü olması için çalışmak ve ihracatımızın güçlendirilmesi gibi başlıklar da bizlere pozitif katkı sağlayan başlıklardır. Dijitalleşen dünyada veri analitiği ve dijital iletişim kanallarını güçlendirmek de bize farklı alanlarda yeni kapılar açabiliyor.   

Düzenlemenin olmaması problemli bir yapıyı da beraberinde getiriyor. Bugün online olarak satışı yapılan ürünlerin insan sağlığını tehdit ettiğini gözlemleyebiliyoruz.

Beşeri tıbbi ürünler için Sağlık Bakanlığı’ndan izin alınıyor. Bu süreç çok kontrollü ve sıkı denetime sahip bir süreç. Dolayısıyla Sağlık Bakanlığımız tarafından bir ürün ruhsatlandırıldığında üretimden, tanıtım faaliyetlerine kadar geniş bir yelpazede uyumluluk ilkelerinin gerekliliklerini de karşılamış olmanız gerekiyor.

Tarım Bakanlığı’ndan izin alındığında, izin alınmak istenen ürünün yapısı nedeniyle bu süreç görece daha kolay geçebildiğiniz bir süreç yönetimine sahip. Ancak Tarım Bakanlığımız da ruhsat sahiplerinin ürünlerini, piyasa koşullarında sıkı denetlemeye tabi tutar. Tabi ki Tarım Bakanlığından ruhsatlandırılan örneğin bir kozmetik ürün ya da gıda takviyesi destek ürünü için hep aynı standardı koruduğunuzun garanti altına alınmış olması beklenir. Elbette Tarım Bakanlığımızın da koymuş olduğu bazı uyumluluk ilkeleri var. Örneğin genel bir kural olarak; gıdada sağlık beyanında bulunamazsınız. Beyan edebileceğiniz şeyler bellidir. Net anlaşılması için şöyle bir örnek vereyim: Bir manavın: Gribin ilacı nar geldi! Diyerek ürününü satması doğru bir uygulama değildir çünkü bu bir sağlık beyanıdır. Bu sebeple sahada denetimlerin sıklığı çok önemlidir. Elbette bu konuda atılacak en önemli adım, sağlık okur yazarlığımızı yükseltmek. Takdir edersiniz ki bu da bugünden yarına olabilecek bir gelişim değil.

OTC yani reçetesiz satılan sağlık ürünlerine yönelik kanunumuzun yeniden yapılandırılması da bu konuda pozitif etki yaratabilir kanaatindeyim.

Pandemiden sonra merdiven altı dediğimiz firmaların çoğaldığını gözlemliyoruz. Bunun sektörü olumsuz etkilediğini söyleyebilir miyiz?  

İşin bazı aşamalarda gerçekten yoldan çıktığı ile ilgili detayları ben de görüyorum. Sosyal medyada burçlara göre beslenme tarifi verenlerden, çaya çorbaya eklendiğinde prostata, kansere iyi geldiği ifade edilen ürünler pazarlanmaya çalışıyor. Bu noktada tüketicilerimizin bir ürünü almadan önce içeriklerini anlaması, nerede satıldığını iyi analiz etmesi ve mümkün olduğunda sağlık okur yazarlığını artırmaya çalışması faydalı olur. Bakanlıklarımızın hassasiyetle bu tip süreçleri takip etmesi elbette en büyük güvencemizdir. Burada bence yine en büyük iş tüketiciye ve bizlere düşüyor.

Söz konusu ilaç olduğunda zaten arada bir sağlık meslek mensubunun reçetesi olmadan ürüne erişemezsiniz. Ancak reçetesiz sağlık ürünlerinde cidden seçici olmak lazım. Ülkemizde hem ilaç hem tüketici sağlığı ürünleri alanında faaliyet gösteren 109 tane yerli üretim merkezine ve 42 tane yerli Ar-Ge merkezi var. Özellikle reçetesiz sağlık ürünlerinde ürünün kim tarafından üretildiği, nasıl üretildiğini anlamak bence kritik öneme sahip.

Ülkemizde ilaç sektöründe yeterli düzeyde yerli üretimin olmadığı eleştirisi ile karşılaşıyoruz. Siz bu eleştirilere katılır mısınız?

Katılmıyorum, bu alanda yüksek teknolojinin olduğu aşı alanında bile gerekli yatırımların yapıldığına tanık oldum. Çok ileri seviyede yerli üreticilerimizin olduğunu düşünüyorum. Bu alanın stratejik bir alan olduğunu düşünerek ülkemiz sektörün gelişimi için destekler sunuyor. Bu çerçevede de yıllardır süre gelen çabaların sonucu olarak ülkemizde yetkin bir yerli üretimden bahsedebiliriz. Yakın bir geçmişte sektör toplantısında elli yılı aşkın firmalarımızın olduğunu gözlemlemek oldukça gurur vericiydi. Eczacılık ve tababet ilminde güçlü bir gelenekten geldiğimizi söyleyebilirim. Kurtsan’da bu gelenek çerçevesinde iki eczacı tarafından kurulmuş, sonrasında ikinci nesil yine eczacı iki kardeş tarafından yönetilmiş, Üçüncü kuşakta ise profesyoneller tarafından yönetilen bir şirkettir. Şirketin en büyük markası Otacı ve şirketin misyonuna baktığınızda, Anadolu’da var olan o tababet kültürünü bu toprakların öz kaynakları ile harmanlayıp dünya ölçeğinde değer yaratabilmek olduğunu görürsünüz. Anadolu kültürü ve tababet ilmi çok zengindir. Biz Kurtsan olarak 1955 yılından buyana bu mirası alıp daha ileri taşımak amacı ile hareket ediyoruz. Merhum Niyazi Kurtsan’ın ‘Otacı’ ismi ile yola çıkması tesadüf değildir.

Sektörün gelişimi açısından en önemli zorluğumuz nedir?

Zorluğumuz değil de zorunluluklarımız diyelim. Bizim ülke olarak Ar-Ge’nin gelişimini sağlamamız lazım. Elbette var olan ekonomik konjonktür dahilinde Ar-Ge için yeterli kaynağın ayrıldığından emin olmak çok mümkün olmayabilir. Bu durum bir kısır döngüye neden olabilir. Yıllardır bu alana yatırım yapmış firmalarımızın alt yapılarını ve Ar-Ge faaliyet alanlarını desteklemek elbette çok kıymetli olur.

İkinci olarak üniversite, kanun koyucu ve firmaların iş birliği yapabilecekleri ortamların oluşturulması, var olanların daha da geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Üçüncü olarak ise sağlık okur yazarlığımınız artırılması lazım.

Ülkemizde sektör gelişimi ile ilgili konuştuğumuzda uluslararası firmaların yerel firmalara baskısından bahsedilir. Bu söylemlere katılır mısınız?

Doğrusu katıldığımı söyleyemem. Bu uluslararası firmalarda çalışmış biri olarak onların da aynı baskılarla karşı karşıya olduklarını söyleyebilirim. İlaç geliştirmek oldukça zorlu bir süreçtir. Binlerce molekülle yola çıkarsınız ancak işe yarar bir molekül bulabilirseniz maliyetlerinizi karşılayabilirsiniz. Dolayısıyla firmalar bir dönem birleşmeler ve satın almalar yoluyla konsolidasyon süreci yaşadılar. Konsolide olmak kötü bir şey değil. Tedaviye erişim için güçlerin birleştirilmesi tüm paydaşlar açısından artı değer yaratabilir. Bu ve benzeri durumlar sanki tekeller oluşuyormuş hissi uyandırıyor olabilir ancak unutulmamalı ki tüm dünyada en doğru regülasyonla yönetilen sektörlerin başında sağlık sektörü gelir.

Pandemide’de ilk suçlanan ilaç firmaları olmadı mı?

Doğru, çok uzun yıllardır bu sektördeyim görünüm bu yöndedir. Güven endeksine baktığınızda sektörümüz alkol ve tütün üretimi yapan firmalara göre daha düşük çıkmaktadır. Günün sonunda biz mi sağlık sektöründeyiz onlar mı sorusuna net cevap veremeyebilirsiniz. O nedenle komplo teorilerine kulaklarımızı tıkamamız lazım, aksi takdirde yol alamayız. Sağlık sektörü kanıta dayalı tıp ilkeleri dahilinde yol alır. Odak noktasında insan olan sektörümüzün zaman zaman yersiz ve haksızca eleştirildiğini düşünmüyor değilim.

Sektörde yer alıyorsanız daha global bir bakış açısı ile yola devam etmek gerekiyor. Bu bakış açısı ile Kurtsan’ı ölçeklemenizi istesek neler söylersiniz? 

Evriliyoruz, bugün itibari ile otuz ülkeye ihracatımız var. Özellikle komşularımız ve yakın coğrafyamızda daha etkiliyiz. Bu zorlu bir süreç, bir ülkeye gittiğinizde o ülkeye adapte olmanız zaman alır ve sürekli bir risk altındasınızdır. Bu nedenle titizlikle çalışılması gerekir. Rekabet yüksek olduğu bir alan ve rakiplerinize göre avantajlı değilseniz, işinizde zorlaşıyor. Bir de 600 farklı ürünü yedi değişik para biriminde yönetiyor olmak, başlı başına bir mühendislik isidir diyebilirim.

Bilimi takip etmek, bilime katkıda bulunmak odağından vazgeçemeyiz. Uyumluluk ilkelerine uygun hareket etmek ve kendimizi bu anlamda sürekli güncellemek durumundayız. Ben her geçen gün daha iyiye doğru yol aldığımız kanaatindeyim. İş sonuçlarıma ve paydaşlarla ilişkilerime de bunun yansıdığını görüyorum. Zor bir sektörde, çevik ve öğrenen kültürler yaratmak sorumluluğunu ne kadar doğru uyguladığımız ölçeklendirmemizin başlangıç noktasıdır.OCAK2024