Tüprag Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yılmaz: Önce insan ve çevre sonra madencilik

Dışa bağımlılığı azaltmak için yapılan çalışmaların başında yeraltı kaynaklarımızın ekonomiye kazandırılması gelmektedir. Bu hususta her yıl daha iyi bir noktayla geldiğimiz gözlemlense de istenilen ivmenin yakalanamadığı ifade edilmektedir.

Yeraltı kaynaklarımızın başında gelen altın rezervlerimizin ekonomiye kazandırılması için çalışan firmalarımızın başında gelen Tüprag, yeni yatırımlarla çalışmalarına devam ediyor. Altın madenciliğinin bugünü ve geleceği ile ilgili önemli açıklamalarda bulunan Tüprag Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yılmaz, üretimin yıllık yüz tona çıkarılmasının mümkün olduğunu ifade etti.  

Altın madenciliği açısından 2023 yılını değerlendirir misiniz?

Temel sanayi girdilerine ham madde sağlayan madencilik, Türkiye ekonomisinde katma değer yaratan sektörler arasında önemli bir yer teşkil ediyor. Madencilik, insanlık tarihinin en eski ve en emek yoğun mesleklerinden birisi.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ülkenin maden potansiyelini öngörüp MTA’nın kuruluş gerekçesinde bu potansiyelin açığa çıkarılması için direktiflerde bulunuştu. Bugün gelinen noktada, Cumhuriyetin 100’üncü yılında bizler, Türkiye’nin bilinen toplam maden varlığı değerinin 3,5 trilyon dolar olduğunu yapılan çalışmalar neticesinde saptamış bulunuyoruz. Bilinen altın rezervi ise yaklaşık 300 milyar dolar değerinde.

1990’lı yılların başında yapılan bilimsel çalışmalara göre ülkemiz 6.500 tonluk bir altın potansiyeline sahip. Bunun 1.500 tonunu tespit ettik, işletiyoruz. Sektör olarak, tespit ettiğimiz bu miktarın şimdiye kadar 450 ton civarını ekonomimize kazandırdık. Geriye kalan 5 bin tonluk altın potansiyelinin bulunması ve ekonomiye kazandırılması gerekiyor. Güncel hesabımıza göre, bu da 300 milyar dolarlık bir potansiyele denk geliyor. Şimdilik yıllık 35-40 ton olan altın üretim miktarımızı, önümüzdeki 5 yıl içerisinde 50-60 tona, ardından 100 tona çıkarabiliriz. 2022 yılında üretilen 31 ton altının bu sene üzerinde bir üretim sağlayacağımızı öngörüyoruz. Ocak ayında tahmini üretim rakamlarını da güncelleyerek kamuoyuyla paylaşacağız.

Böylesine büyük bir potansiyelin üstünde oturuyoruz, yaklaşık 3 buçuk trilyon dolarlık bir yeraltı servetimiz var. Öte yandan, maalesef cari açık içerisinde yaklaşık 100 milyar dolarlık miktarın doğal gaz, petrol ve maden ürünlerinden oluştuğunu görüyoruz. Altını hariç tuttuğumuzda sadece madencilikten kaynaklanan cari açık yaklaşık 30 milyar dolar civarında. Buna 25-30 milyar dolarlık altını eklediğimizde 60 milyar dolardan bahsediyoruz. Dolayısıyla biz şunu yapmak zorundayız; dışa bağımlılığı ne kadar azaltırsak, kendi kaynaklarımızla üretirsek o kadar kapitali Türkiye’de tutmuş oluruz. Sektörün bileşenleri olarak cari açığın kapatılmasında çok ciddi bir rol alabiliriz. Madenciliğin gelişmesi ve desteklenmesi adına 2023 yılında güzel adımlar atıldı. Şimdi daha ciddi ve gerçekçi hamlelerle, madencilikte küresel piyasada adımızı duyurma vaktinin geldiğini düşünüyorum.

Türkiye’de altın üretimini arttırmak için önerilerinizi alabilir miyiz?

Türkiye, altın sektöründe ham maddeden nihai ürüne kadar üretim basamaklarının hepsini başarı ile tamamlayan dünyada ender ülkelerden birisi konumunda. Ancak bu potansiyel ve başarıya rağmen yıllık 25 milyar dolar düzeyinde altın ithal ediyoruz. Kendi altınımızı üretmemizin ithalat ve ihracat dengesine pozitif yönde katkı koyacağı net bir şekilde ortadadır. Yılda yaklaşık 2 milyar dolarlık altın üretiyoruz, eğer 10 milyar dolarlık altın üretebilirsek bu dövizimizi ülkede tutabiliriz. Dışa bağımlılıktan da kurtulmuş oluruz. Neredeyse doğalgaza ödediğimiz paradan çok daha fazlasını altına ödüyoruz. Kendi kaynaklarımızı kullanıp, üretip bu sektörde de dışa bağımlılıktan kurtulmamız elzem. Kendi yer altı kaynaklarımızı kendimiz üretmeliyiz. Bizim hedeflerimiz arasında, 2024 yılı itibariyle sektörün 5 yıllık süreçte üretim rakamlarını artırarak, önce yıllık 50 ton ardından 100 ton altın üreterek dışa bağımlılığı azaltmak var.

Türkiye’de madenciliği düzenleyen 9 bakanlık, 21 kurum, 7 kanun, 87 yönetmelik, 8 tüzük ve 16 uluslararası sözleşme var. Yerli ya da yabancı yatırımcı fark etmeksizin madencilikte yaşadığımız en önemli sorun izin prosedürlerinin uzun sürmesi. Bu, madencilik sektörünün ilerleyişini sekteye uğratan, sektöre zaman kaybettiren ve madencinin de sektöre güvenini azaltan bir durum. Son dönemlerde açıklanan iki önemli politikada bu soruna işaret edildi. 2024-2026 dönemine ilişkin enflasyon, istihdam, büyüme gibi temel makroekonomik hedeflerin yer aldığı Orta Vadeli Program (OVP) ve 2024-2028 yıllarını kapsayan 12. Kalkınma Planı’nda madencilik faaliyetlerinin bütünleşik yönetim sistemiyle sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde yürütülmesine dikkat çekildi. Bu politikalar madenciliğin daha verimli ve sürdürülebilir yöntemlerle koordine edilebilmesi anlamına gelecek.

Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan, sektörde yeni teknoloji ve maden uygulamalarıyla sektörün daha fazla büyümesini hedeflediklerini belirtti. Teknoloji yatırımlarının sektöre katkısını aktarır mısınız?

Madencilik sektöründe, teknoloji çok önemli bir husustur. Dijital ve tamamen teknolojik bir çağda yaşıyoruz. Her sektörde, her işimizi yaparken muhakkak teknolojiden faydalanıyoruz. Hal böyleyken elbette bizim sektörümüz için de teknoloji ve yenilikleri takip etmek hayati önem taşıyor.

TÜPRAG olarak biz, İzmir- Efemçukuru, Uşak- Kışladağ madenlerinde teknolojik sistemlerle üst düzey güvenlik kültürünü oluşturduk. Elektronik ateşleme, yorgunluk takip sistemi, çarpışma önleme sistemi, filo yönetimi sistemi, yer altı havalandırma otomasyonu ve her geçen gün artan elektrikli araç sayımızla gerek üretim verimliliğini artırmak gerekse çevresel etkilerimizi sınırlandırıp işçi sağlığı ve iş güvenliği karnemizi güçlendirmek adına teknolojinin gücünden yararlanıyoruz. Bu sistemlerin çoğu madencilik sektörü açısından Türkiye’de ilk ve tek niteliği taşıyor. Dijital dönüşüme ayak uydurmanın, sektörümüzü çok daha güvenli ve kamuoyu nezdinde de çok daha güvenilir hale getireceğine inanıyorum.

Çevre konusunda yaptığınız çalışmaları aktarır mısınız?

Bünyemizde kurduğumuz TÜPRAG Tarım şirketiyle işletmelerimizin bulunduğu bölgelerin hem uygun tarım teknikleriyle doğal yapısının korunmasına hem de kırsal kalkınmaya önemli bir katkı sunuyoruz. En başından beri prensibimiz “önce insan ve çevre, sonra madencilik”. Biz, insanı ve doğayı önceliklendiren eğitimden sağlığa, üretimden çevreye çok sayıda gönüllülük ve sosyal sorumluluk projesini hayata geçiren bir maden şirketiyiz. Bölge halkının alt yapı sorunlarından ekonomik kalkınmaya kadar hemen hemen her alanda gelişimi için önemli bir misyon üstlendik. Bu misyonu yerine getirmek için de yine yöre insanıyla omuz omuza çalışıyoruz.

Geliştirilen tarım projeleri sayesinde; Efemçukuru işletmemizde her yıl ortalama 75 ton hasat veren üzüm bağları bulunmakta, kadın girişimcileri destekleyecek şekilde arıcılık faaliyetleri gerçekleştirilmekte ve 50 dönüm alanda ceviz üretimi sürdürülmekte. Kışladağ Altın Madeni’nde ise bugüne kadar 90.000 fidan dikilerek 750.000 metrekarenin üzerinde bir alan doğaya yeniden kazandırıldı, daha da önemlisi bunu bir yandan üretim faaliyetlerimizi sürdürürken yaptık. Maden içerisinde bulunan seralarımızla, kendi fidanlarımızı yetiştiriyoruz. TÜPRAG böylece, önyargıları yıkarak maden sahası içerisinde tarım ve madenciliğin bir arada yapılabileceğini, çevre hassasiyetini koruyarak üretim yapılabileceğini de kanıtlıyor.

Efemçukuru Altın Madeni, sağladığı enerji yönetimiyle 2018’den bu yana sera gazı emisyonlarını yüzde 11 azaltıp, ton başına özgül enerji tüketimini yüzde 2 düzeyinde düşürdü. 2018 yılında devreye giren yer altı havalandırma otomasyonu sayesinde sadece 2021 yılında 5.500 ton potansiyel karbon salınımının önüne geçtik ve bunlarla beraber üretim kapasitemizi yüzde 40, genel ekipman etkinliğini ise yüzde 14 artırmayı da başardık.

Kışladağ Altın Madeni’nde ise, hava komprosörlerinde ve su otomasyon sisteminde iyileştirmeler yaparak enerji tüketimini yüzde 30 düzeyinde azalışını sağlıyoruz. Elektrikli araçlarla dizel yakıt tüketimini yıllık bazda 1.015.000 lt azaltarak proje ömrü boyunca oluşma potansiyeli olan 41.330 metreküp karbondioksit miktarının önüne geçtik. Sürdürülebilir bir gelecek için sorumlu madencilik ilkelerimizden taviz vermeden üretim sağlıyor; günümüzün en gelişmiş teknolojilerini kullanarak yarının kaynaklarını koruyoruz.

Altın ithalatında kota uygulamasının sektöre yansımasını aktarır mısınız?

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın altın ithalatının cari açık üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak ve döviz rezervlerini desteklemek için altın ithalatında ‘kota uygulaması’ sektör için sevindirici bir adım.

Bu kapsamda Borsa İstanbul’a üye şirketler ve bankaların yurtdışından altın ithalatı kota ile sınırlandı. Söz konusu kota uygulaması, Borsa İstanbul AŞ üyesi kıymetli madenler aracı kuruluşları tarafından gerçekleştirilen işlenmemiş altın ithalatı için geçerli olacak. Borsaya kayıtlı şirketlerin geçmiş yıllardaki kapasiteleri göz önüne alınarak her şirket için aylık ve yıllık bazda altın ithalatı yapabilecekler. Aynı şekilde Borsa’ya kayıtlı aracı bankalar ve aracı finans şirketleri de yurtdışından altın ithal edemeyecek. Bu durumda altına dayalı yatırım yapmak isteyen yatırımcılardan kaynaklı döviz çıkışının önü kesilerek döviz tasarrufu sağlamaya yönelik bir uygulama başlatılmış oldu.

Her ne kadar Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında gerçekleştirilen altın ithalatı söz konusu kota uygulamasının dışında tutularak ihracatın aksamamasına çalışılmakta olsa da, ithalatın azalması üretim ve ihracat için gerekli hammaddenin kısıtlanması, arzın talebi karşılayamaması altın fiyatlarını yurtdışına göre daha pahalı hale getirecektir.

Türkiye, sahip olduğu önemli altın potansiyeli, çevre ve insan sağlığına rol model olabilecek uluslararası standartlardaki altın madeni işletmeleri, altın rafinerileri, altın borsası ve güçlü kuyumculuk ve mücevherat sanayisiyle dünyada oldukça önemli avantajlara sahip bir ülke konumunda. Altın endüstrisinde zincirin bütün halkalarını tamamladık. Altın ithalatına yılda 15-20 milyar dolar ödüyoruz. Bu parayı yatırıma-üretime dönüştürebilirsek altın ihtiyacını kendi kaynaklarımızdan karşılayarak hem dışa bağımlılığını azaltıp hem de ciddi bir döviz tasarrufu sağlayabiliriz.

Sonuçta altın katma değeri en yüksek ürünlerin başında geliyor. Altın madenciliğinde sahip olduğumuz avantajlarımızı iyi değerlendirip, her sene altın ithalatı için dışarıya ödediğimiz on milyarlarca doları ülkemizde yatırıma, üretime, istihdama, ekonomik ve sosyal gelişmeye dönüştürebiliriz. Eğer altın madenciliği teşvik edilir, yatırımların bir an önce gerçekleştirilmesi için gerekli yatırım ortamı sağlanırsa, altın üretimini önce yılda 50 tona daha sonra da 100 tona çıkarabiliriz. Bu hayal değil, rasyonel bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Yeter ki, üreticilerin önü açılsın.

Orta Vadeli Plandaki madencilikle ilgili hedefler hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Türkiye’nin ortalama 60 milyar dolarlık maden ve madencilikten dolayı oluşan ürünlerden kaynaklı ithalat yükü bulunuyor. Bu nedenle, ekonomik yönden dışa bağımlılık ve cari açığın hafifletilmesi açısından madencilik sektörü son derece önemlidir. Orta Vadeli Program (OVP) ve 12. Kalkınma Planı’nda maden kaynaklarının ekonomiye kazandırılması, madencilik faaliyetlerinin bütünleşik yönetim sistemiyle sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde yürütülmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesi vurguları yapılarak sektörde dışa bağımlılığın azaltılması amaçlanıyor. Sektörümüz, ekonomi yönetimince belirlenen rotaya paralel hedefler ortaya koydu. Bilinen değeri 3,5 trilyon dolar olan maden varlığımızın ekonomiye kazandırılması halinde Türkiye’nin cari açık yükü hafifleyecek.

OVP’de sorumlu ve sürdürülebilir madencilik ilkelerinin altı çizilerek arama ve işletme faaliyetlerinin uluslararası standartlarda gerçekleştirilmesi ve yer altı zenginliklerinin ülke ekonomisine kazandırılmasına dönük politikaların yaygınlaştırılmasının önemine işaret edildi. TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen ve 2024-2028 yıllarını kapsayan 12. Kalkınma Planı’nda ise benzer biçimde madenciliğe ilişkin bütünsel ve kurumsal bir strateji geliştirmenin önemine dikkat çekiliyor. Kalkınma Planı’nda ayrıca, maden işletmelerinde verimliliğin artışı noktasında teknoloji kullanımının teşvik edilmesi, çevre ve İSG mevzuatlarına uyumun geliştirilmesi ve izin süreçlerindeki bürokratik süreçlerin azaltılması gibi, sektör bileşenleri olarak bizlerin de üzerinde hassasiyetle durduğu kritik hususlara değinildi. Bu gelişmeler bizleri mutlu etti. Çünkü Türkiye’de son yıllarda madenciliğin önündeki en büyük problemlerden biri izin prosedürlerinin uzun sürmesiydi. Bu madencilik sektörünün ilerleyişini sekteye uğratan, sektöre zaman kaybettiren ve madencinin de sektöre güvenini azaltan bir durumdu. Bugün bizlere düşen görev; sürdürülebilir madencilik ilkelerinin temelini oluşturan iş güvenliği, çevre, kamu ve halkla ilişkiler ile finansal şeffaflık kriterlerine bağlı kalarak sahip olduğumuz yer altı potansiyelimizi harekete geçirmektir. Çevre ülkelerdeki ekonomik ve jeopolitik konjonktürü düşündüğümüzde, tedarik zinciri ve stratejik güvenlik açısından da kendi maden kaynaklarımızı üretmenin elzem olduğuna inanıyoruz.OCAK2024