Karadeniz Ereğli-Orta Sınıfların Sosyokültürel Etkilerinde Gözlemler

Neo liberal politikalar ile artık orta sınıf olarak nitelendirilen yada  iş dünyasında zihinsel gücünü kullanan, yönetsel ve idari işler yapan meslek grupları beyaz yakalı ve gri yakalılar da denen sınıfların kaybedecek artık bir şeyi kalmadı.

Karadeniz Ereğli, Türkiye’de iktisadi dönüşümlerin toplumsal hayata nasıl nüfuz ettiğini anlamak isteyen herkes için hâlâ çok öğretici bir yer. Bunu bir romantizmle ya da nostaljiyle söylemiyorum. Ereğli, Türkiye’de sosyoloji adına gerçekten sahaya inilerek çalışılmış ender ilçelerden biri. Bu çalışmaların en bilinenlerinden biri Mübeccel Kıray’ın Ereğli üzerine yaptığı saha araştırmasıdır. Kıray, Ereğli’yi ağır sanayi öncesi bir sahil kasabası olarak ele alırken, sanayinin gelişinin yalnızca ekonomik bir sıçrama değil, aynı zamanda gündelik hayatı, aile yapısını, dayanışma biçimlerini ve kültürel kodları kökten dönüştüren bir süreç olduğunu gösterir. Bu çalışma, Türkiye’de masa başından değil, yerinde gözlemle yapılan nadir sosyoloji örneklerinden biridir.

Buna rağmen Türkiye’de sosyolojiyle uğraşanların önemli bir kısmı özellikle İstanbul boğazına nazır olanların çoğu hâlâ İstanbul merkezli bir konfor alanına sıkışmış durumdadır. Saha denildiğinde Haliç çevresi, Kadıköy Beşiktaş hattı, en fazla Beykoz Cam fabrikası konuşulur. Anadolu’daki sanayi kentleri ise çoğu zaman istatistik tablolarına indirgenir. Oysa Ereğli gibi yerler, teorinin değil hayatın kendisinin konuştuğu alanlardır. Belki de bu yüzden Ereğli, Aliağa, Dilovası, Gebze ve İskenderun gibi  çıplak gerçeklik barındıran yerler ile ilgili çalışanları her daim daha somut değer yaratırlar.

Benim Ereğli ile ilişkim 2000 yılında hidrolik sektöründe mühendis olarak çalışmaya başlamamla kuruldu. Bu ilişki kısa ziyaretlerden ibaret değildi. Sistem devreye alma süreçleri nedeniyle uzun süreler ilçede kaldım. Elif Otel’de haftalar süren konaklamalar, Ereğli Demir Çelik’te çalışan arkadaşlarla yapılan piknikler, balığa çıkmalar, denize girilen günler, birlikte yenilen yemekler, ilçeye gelen konserler ve sinema gösterimleri bu şirin ilçeyi içeridekilerle dışarıya çıkarak görmem de etken oldu. Ereğli, yaşayan bir sanayi kentiydi. Bu hayatın içinden geçen biri ve her daim  neden sonuç ilişki örgüsünde yetişen mühendis olarak sahayı farklı gözlemlerdim. Ama  sosyoloji eğitimi alınca çok daha net görmeye başladım.

Ereğli’den çıkıp sonradan ülke çapında tanınan isimler de vardı. Barış Akarsu bunlardan biriydi. Onu dinlediğimiz, sahnede izlediğimiz bir dönemin ardından trafik kazasında kaybetmek, Ereğli’de sadece bir sanatçının ölümü olarak yaşanmadı. O kayıp, için konan mezar taşı bu ilçenin kendi içinde çürümenin de  mihengi ile ayni zamanlara denk geldi.

O yıllarda Ereğli’de mühendisler kulübü ve teknikerler kulübü sadece meslek örgütlenmesi değildi. Aileleri, komşuları, arkadaş çevrelerini içine alan bir sosyal hayat üretim alanıydı. Şehir’ in yaşanılır olması için doğal olarak yaşamı yöneten meclislerdi. Kentte farklı gelir gruplarına hitap eden özel okullar vardı. Birden fazla otomobil satış noktası, farklı markaların bayilikleri, sinema salonları, kültürel devinim de arayış mevcuttu. Bu çeşitlilik, nitelikli iş gücünün ilçede kalıcı olmasının doğal sonucuydu. Ereğli, yalnızca çalışılan değil, yaşanan bir yerdi. Bunu çalışılan ve yaşanan şehirler de ileride Gebze ve çevresini yazdığımda daha detaylı anlatmaya çabalayacağım.

Tam da burada özelleştirme meselesine geliyorum. Çünkü özelleştirme denilen şey, tek bir doğruya ya da tek bir ideolojik kalıba sığmaz. Kime göre, hangi koşulda, neyi amaçlayarak yapıldığı belirleyicidir. Teoride bakıldığında özelleştirme, verimlilik artışı, yatırım kabiliyeti, rekabet gücü gibi gerekçelerle savunulabilir. Pratikte ise kamusal bir sanayi kuruluşunun kentle kurduğu sosyal sözleşmenin bozulup bozulmadığına bakmak gerekir. Klasik neoliberalizm yaklaşım tartışmasız özelleştirmenin verimliliği artıracağını söyler. Bu bazen doğrudur, her doğrunun nereden baktığına göre değiştiği gibi 😊. Verimlilik artışı, kısa vade de olabilir ama yerel çarpan etkisi hesaba katılmazsa toplam refah düşer. Bunu da Karadeniz Ereğli’nin öncesini ve sonrasını bilenler çok daha fazla örnekle anlatabilirler. Tabi meseleler her konuda yaptığımız gibi iki uçtan birini seçmek üzerine yani özelleştirme yanlılığı yada karşıtlığı ile sınırlandırılmamalı. Daha çok nasıl ve kime fayda sağlayacağını yani oluşacak doğru hangi toplumsal katmana uygun olacağı üzerine uzun uzun değerlendirilmelidir.

“Eskiden değişim için proletaryanın gücüne ihtiyaç duyulması normaldi, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlar sadece onlardı. Ta ki neoliberaller orta sınıfı da sonsuz ezmeye başlayana dek.” Yapay zeka da bunun üstüne gül dikmeye devam ediyor.

2006 yılında Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları Türk Anonim Şirketi hisselerinin OYAK Ordu Yardımlaşma Kurumu’na devredilmesiyle bu sözleşme fiilen değişti. Bu noktada mesele sadece mülkiyetin el değiştirmesi değildir. Ücret politikalarının değişmesi, sosyal hakların daralması, üst düzey teknik kadroların Ereğli’de uzun süreli yaşama motivasyonunun azalması, zincirleme bir etki yarattı. Önceden daha iyi maaşlar ve güçlü pozisyonlar için Ereğli’ye gelen mühendisler, zamanla ilçeyi geçici bir görev yeri olarak görmeye başladı.

Bu değişimin sonuçları gündelik hayatta çok somut biçimde hissedildi. Yerel gazetelerde yıllar içinde özel okulların öğrenci sayısındaki düşüş nedeniyle kapanması ya da el değiştirmesi, eş dolayısıyla gelen iyi öğretmenlerin ilçeyi terk etmesi, bazı otomobil bayilerinin faaliyetlerini sonlandırması, nitelikli esnafın ilçeden çekilmesi gibi haberler yer aldı. Bunlar tekil olaylar değil, aynı yönü işaret eden bir örüntüdür. Nitelikli nüfusun azalması, talebi daraltır; talep daraldıkça kültürel ve ekonomik çeşitlilik azalır; bu da kenti daha az cazip hale getirir. Kısır döngü böyle başlar.

Ekonomik güçsüzleşme başladığında ilk kopan şey kültür olmaz, önce gelecek tasavvuru hayali kopar. Burada asıl mesele orta sınıf diye adlandırdığımız beyaz yaka ve gri yakanın süreklilik duygusunu kaybetmesi. Orta sınıfın kültür üretme kapasitesi, kaygıları azalınca başlar ve bu süreklilikten beslenir. İnsanlar kalıcı yerleşik olacaklarına inanırlarsa (Türkiye’nin belki de ana sorunlardan birisi halkının çoğunluğunun muhacir ya da göçebe olması) çocuklarını o şehirde okuturlarsa, sosyal çevrelerini oraya kurarlarsa kültür kendini yaşatır. (Toplu yasam normları) Ereğli de bu inanç özelleştirme sonrası zayıfladı hatta tamamen yok olmaya yüz tuttu. Maaşlar eskiye göre düştü, sosyal haklar daraldı. En önemlisi de Ereğli artık nitelikli beyaz yaka (bu risk bazı savunma sanayii kuruluşlarımızda da başlıyor, umarım büyüme hızlarına sosyal bütünlük yaklaşımından vazgeçmeden devam ederler.) için bir cazibe merkezi olmaktan çıkması oldu. Bu durumda iki şey oluyor. Nitelikli olanlar kendilerini geri çeker veya sistem dışına çıkarlar. Eskiden gelen firmanın ismini bir basamak için kullanmak dışında etkisi olmayacak değişken kadrolar her yeri kültür üretme derdi olmadan doldururlar. Bu iki grupta sosyal çevre için bir şey üretemez, üretmez. Bu sınıfların yaşamdan çekilmesi basit bir yoksulluk olgusu ile anlatmak insana dair anlatımı metalaşmaya indirgemekle denktir. Yani vasatlık kabul gören gerçeklik olmaya başlar.

Bu durum dünya sosyolojisinde de tartışılmıştır. Pierre Bourdieu, ekonomik sermayedeki daralmanın kültürel sermayeyi de aşındırdığını, bunun gündelik hayatta ortak alanların ve ortak zevklerin kaybına yol açtığını söyler. Richard Sennett, sanayi sonrası kentlerde istikrarsızlığın sosyal bağları nasıl zayıflattığını anlatır. Ereğli’de yaşananlar bu teorilerin hayata geçmiş halidir.

Buna rağmen Ereğli’yi umutsuz bir hikâye olarak görmüyorum. Özellikle son yapılan yönetim değişikliklerinin etkisi olacağına inancım hala devam ediyor. Sanayi kentlerinin tarihi düz bir çizgi değildir. Yeniden örgütlenme, kamusal alanın güçlenmesi, nitelikli iş gücünün geri çekilmesi ve kentin kendine yeniden güvenmesi mümkündür. Ereğli bunu daha önce yaptı. Yine yapabilir. Çünkü burada hâlâ hafıza var, deneyim var ve yeniden başlayabilecek bir toplumsal damar var.