Türkiye Madenciler Derneği Başkanı Mehmet Yılmaz: İzin süreçlerindeki zorluklar sektörün yatırım ortamını olumsuz etkiliyor
Madencilik sektörü yaşadığı zorluklara rağmen GSYH içerisindeki payını artırmaya devam ediyor. Bu çerçevede hedefin GSYH içerisindeki payın %2 mertebelerine çıkarılması hedeflendiğini belirten Türkiye Madenciler Derneği Başkanı Mehmet Yılmaz, madencilik sektörünün güçlü ekonomiler seviyesine çıkarılması gerektiğini ifade etti.
Türkiye’de maden izinlerinin uzun sürdüğü belirtilmektedir. Bu alanda yaşanan sorunları aktarır mısınız?
Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) verilerine göre, yıllar içinde maden ruhsat başvurularında ve toplam ruhsat sayılarında belirgin bir azalma gözlemlenmekte. 2010 yılında 9.461 olan ruhsat müracaat sayısı, 2023 yılında 1.198’e düştü. Toplam arama ve işletme ruhsat sayısı ise 2010 yılında 43.166 iken, günümüzde 14.276’ya geriledi. Bu veriler, sektöre olan ilginin azaldığını gösteriyor. Bu durumun tek bir nedeni olmasa da, en önemli faktörlerden biri, madencilik faaliyetleri için gerekli izin süreçlerinin yavaş ilerlemesi ve bürokratik engellerin yatırımcıları zorlayarak sektörde belirsizlik yaratması. İzin süreçlerinde birçok kamu kurumu ve farklı mevzuatlar devreye giriyor, bu da süreçlerin karmaşıklaşmasına ve uzamasına neden olabiliyor. Özellikle ruhsat devri, rödövans, arama ve işletme ruhsatı, ruhsat temdidi, işletme izni gibi işlemlerin hangi kriterlere göre değerlendirildiği ve ne kadar sürede sonuçlanacağı konusunda belirsizlikler bulunmakta. Bu belirsizlikler, yatırımcıların planlama yapmasını zorlaştırıp sektöre olan güvenin sarsılmasına yol açıyor. Ayrıca, izin süreçlerinde bazen mevzuatta yer alan işleyişin dışında uygulamalarla da karşılaşılabilmekte, bu da öngörülebilirliği azaltarak sektörün yatırım ortamını olumsuz etkiliyor.
Madencilik sektörü, uzun vadeli yatırımlar gerektiren bir alan. Bu nedenle sektör üzerindeki düzenlemelerin ani değişiklikler içermemesi, öngörülebilir olması ve yatırımcıların güvenini sarsmaması gerekiyor. Mevzuat değişiklikleri hazırlanırken sektör temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve akademik çevreler ile istişare edilmesi, uygulamaların sahada karşılaştığı zorluklara uygun şekilde düzenlenmesini sağlayacaktır. Bu noktada, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın sektörün ana temsilcisi olarak mevzuat zemininde de merkezi bir karar verici konumda yer alması, süreçlerin sadeleştirilmesine ve hızlandırılmasına katkı sağlayacaktır. Böylelikle madencilik sektörü için gereken izinlerin daha etkin ve koordineli şekilde verilmesi mümkün hale gelecektir.
Yaşanan asrın felaketinde madencilerin özverili çalışmaları büyük takdir topladı. Bu çerçevede madencilerin kurtarma çalışmalarına katkıları ile ilgili değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Madenciler, depremin ilk gününden itibaren sahada yer alarak, büyük bir fedakârlık ve dayanışma örneği sergiledi. 10 binden fazla madencinin gösterdiği insanüstü çaba ve enkaz altından kurtardıkları yüzlerce insan, kamuoyunun büyük takdirini kazandı. Bu süreçte, madencilerin böylesine başarılı arama-kurtarma operasyonlarına nasıl imza attıkları sıkça gündeme geldi.
Madencilik, doğası gereği yüksek riskli bir meslek olup, madenciler sürekli olarak çeşitli olağanüstü durumlarla başa çıkma becerilerini geliştirmektedir. Almış oldukları eğitimler esas olarak madencilik operasyonlarında meydana gelen kazalara yönelik olsa da, sahip oldukları gelişmiş risk algısı, tahkimat bilgisi, tehlike dinleme yetisi ve karanlık ortamlarda güvenli hareket edebilme becerileri, onları enkaz altındaki arama-kurtarma çalışmalarında diğer ekiplerden ayıran en önemli özelliklerdir. Bu sayede, madenciler çökmüş yapılarda güvenli ilerleyebilir, yaşam boşluklarını tespit edebilir ve enkaz altındaki insanların kurtarılmasına büyük katkı sağlayabilir.
Madencilerin bu yetkinliği, yalnızca afet anlarında değil, profesyonel kurtarma çalışmaları açısından da büyük önem taşıyor. Bu noktada Türkiye Madenciler Derneği (TMD) olarak her yıl organize ettiğimiz Maden Kurtarma Yarışmaları, madencilerin arama-kurtarma alanındaki yetkinliklerini artırmaya yönelik önemli bir etkinlik. Bu yarışmada, Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen madenciler, çökme, gaz kaçağı, su baskını ve yangın gibi olağanüstü durumlarda nasıl hareket edeceklerini pratik bir şekilde test etmiş ve yeteneklerini geliştirme fırsatı bulmuş oluyor. Bu tür organizasyonlar, madencilerin hem kendi meslek alanlarında hem de geniş çaplı kurtarma operasyonlarında daha etkin rol almalarını sağlamaktadır. Nitekim, yaşanan depremler sonrasında madencilerin sahadaki başarısı, derneğimiz önderliğinde ülke çapında ulusal bir maden arama-kurtarma ekibi kurulması fikrini gündeme getirmiştir. Böylesi bir ekip, sadece maden kazalarında değil, büyük çaplı afetlerde de etkin görev alarak, ulusal afet yönetimi süreçlerine entegre edilebilir. Bu kapsamda, Türkiye’nin madencilik sektöründeki tecrübesini ve insan kaynağını daha kurumsal bir çerçevede değerlendirmek, hem arama-kurtarma faaliyetlerini hızlandıracak hem de ülkemizin afetlere müdahale kapasitesini artıracaktır.
Bu vesileyle, depremin yıl dönümünde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyor, ailelerine ve sevdiklerine sabır diliyorum. Aynı zamanda, depremin ilk anından itibaren canla başla mücadele eden ve sadece bu felakette değil, ülkemizin her zorlu anında yanımızda olan kahraman madencilerimize gönülden teşekkür ediyorum.
Maden ihracatında gelinen noktayı ve gelecek hedeflerini aktarır mısınız?
Türkiye’de 2000’li yılların başından itibaren madencilik sektöründe görülen en önemli gelişme, ihracatın hızlı bir artış sürecine girmesi oldu. Küresel piyasalarda 2000’li yıllar sonrası Çin’in maden piyasalarında yükselen talebi ve ticari konumu dünya madencilik pazarında daha önce hiç olmadığı kadar önemli gelişmelere yol açtı. 2000’li yılların başında 500 milyon dolar civarında seyreden maden ihracatımız, özellikle 2003 yılından başlayarak devam eden metal fiyatlarının artışı ve Çin’in artan hammadde talebi nedeniyle 2007 yılında 2,7 milyar dolar, 2008 yılında da 3,2 milyar dolara ulaştı. Ülkemizin de bugün geldiğimiz noktada, 2024 yılı ihracatı önceki yıla göre %2,5 artarak 261,9 milyar ABD doları olarak gerçekleşirken, bu artış madencilik sektörüne de yansıdı ve sektörümüz yılı, 6,11 milyar ABD doları değerinde ihracatla tamamlamadı.
Hem Orta Vadeli Plan hem de 12. Kalkınma Planı gibi ülkemiz adına önemli vizyon belgelerinde belirtildiği üzere, sektörümüzün en büyük hedeflerinden biri önümüzdeki 5 yılda maden ihracatını 10 milyar ABD doları düzeyine taşımak. Açıkçası ülkemiz, hem stratejik konumu hem de maden çeşitliliği açısından dünya genelinde önemli bir yere sahip. Dolayısıyla, bu ihracat hedefini sektör olarak sağlamamız mümkün. Ancak sektörde verimliliği artıracak teknolojik yatırımlara odaklanmamız, yeni maden rezervlerinin keşfi ve mevcut rezervlerin daha verimli kullanımı için araştırma ve geliştirme faaliyetlerine yatırım yapmamız gerekiyor. Öte yandan, ham madde ihracatı yerine, işlenmiş ve yüksek katma değerli maden ürünlerinin üretimi ve ihracatı teşvik edilerek uç ürünlerin üretimine odaklanmak yine sektörümüz açısından önemli bir stratejik adım olacaktır. Örneğin, Türkiye, dünya bor rezervlerinin yaklaşık %73’üne sahip ve bu alanda lider konumda. Borda cevher veya ara ürün halinde satmak yerine uç ürünü üretebilirsek yüksek bir katma değer yaratırız. Bir ton ham bor 300-500 dolar değerinde. Bunu ara ürüne çevirirseniz, bir ton ara ürüne dönüşmüş borun fiyatı 4 bin dolara kadar çıkıyor. Cam teknolojisini, zırh teknolojisini bu ülkede yaparsanız, bir ton ham borun 300-500 dolar olan değeri, bir tonda 500 bin dolara kadar çıkıyor.
Diğer yandan Türkiye’de madencilik sektörünün Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) içindeki payı, yıllara göre değişiklik göstermekle birlikte, genellikle %1 ile %1,5 arasında seyretmekte. Hedeflerimizden bir diğeri de önümüzdeki 5 yıllık süreçte madencilik katma değerinin GSYH’ya oranını %2 düzeyinin üzerine taşımaktır. Çünkü GSYH içinde madenciliğin payının tıpkı diğer güçlü ekonomiye sahip ülkelerde olduğu gibi artması demek, madencilikten kaynaklı gerçekleşen yıllık yaklaşık 60 milyar dolarlık dış ticaret açığımızın azalması anlamına gelecektir. Bilindiği üzere, ülkemizin dış ticaret açığında önemli faktörlerden biri de altın ithalatı. Türkiye, altın talebinde dünyada beşinci sırada yer almakta. Merkez bankamız ise 2010-2023 yılları arasında Rusya ve Çin’den sonra en fazla altın alımı yapan ülke konumunda. Ancak, üretim kapasitemiz bu talebi karşılamada yetersiz kalıyor ve bu nedenle yıllık yaklaşık 250 ton altın ithal ediyoruz. Dolayısıyla, çevreyi ve insanı koruyarak, olumsuz etkileri minimize ederek ülkemizdeki altın potansiyelini ekonomimize kazandırmak, sektörümüzün önemli kalkınma hedeflerinden birini oluşturmaktadır.
