Raben Türkiye Genel Müdürü Selman Çoban: Lojistik sektörü tüm dünyada dayanıklılık testinden geçiyor

Uluslararası transit geçiş güzergâhı olan Türkiye, lojistik sektörünün hızlı gelişimiyle öne çıkıyor. Bu doğrultuda atılan adımlar, hem ülkemize hem de yatırımcılara önemli avantajlar sağlıyor. Sektörün gelişimi ile ilgili sorularımızı yanıtlayan Raben Türkiye Genel Müdürü Selman Çoban, Türkiye’de yaptıkları ve yapacakları yatırımlara ilişkin bilgi verdi.

Sektörün dinamiklerini anlamak ve sizi bu dinamikler çerçevesinde konumlandırmak için sektörün uluslararası arenadaki görünümü ile ilgili bir değerlendirme yapar mısınız?

Pandemi döneminde 14.000-15.000 dolarlara çıkan konteyner navlun fiyatları, pandemi bittikten sonra geriledi. Akabinde Süveyş Kanalı’ndaki güvensiz ortam nedeniyle fiyatlar 7.000-8.000 doları görse de şimdi tekrar 1.500-2.000 dolarlara indi.

Navlunların yükseldiği dönemlerde lojistik sektöründe elde edilen yüksek gelirler, yatırımlara dönüştü. Fakat sonra fiyatlar tekrar hızla düşünce, yatırım yapan, büyümeyi hedefleyen firmalar zorlanıyor. Sektörde bu hızlı genişleme ve daralma süreçleri, lojistik şirketlerini olumsuz etkiliyor.

Bu durum tüm sektörler içinde geçerli sanırım.

Bu hususa dikkat eden ve planlı gidenler, daha korunaklı bir pozisyondalar. Hacimlerin düştüğü bir dönemden geçiyoruz. Bu döneme ihtiyatlı girenlerin daha iyi durumda olduklarını söyleyebiliriz.

Ülkemizde bu alanda kullanılan araç alımlarının arttığını gözlemliyoruz. Hacimlerin daraldığı yönündeki tespitiniz doğrultusunda bir değerlendirme yapar mısınız?

Bu araç alımları ağırlıklı olarak filo yenileme yönündedir. Şu an büyümeyi gerektiren bir ortamdan bahsedemeyiz. Hizmet verdiğimiz firmaların işlerinde azalma olduğu, ülkelerin dış ticaretlerine baktığımızda gözlemlenebiliyor. Bu duruma Çin faktörünü de kattığımızda, durum daha karmaşık bir hal alıyor. Çin’in her alanda hacimli üretim yapıyor olması, diğer ülkelerin üretim alanlarını zorluyor hatta imha ediyor. Almanya’nın otomotiv sanayisinde düştüğü durumu, örnek olarak gösterebiliriz.

Bu ortamda ülkelerin korumacı politikalar izlemesinin de dış ticareti olumsuz etkileyen bir faktör olarak karşımıza çıktığını söyleyebilir miyiz?

Söyleyebiliriz. Özellikle otomotiv sektöründeki dönüşüm, sektörümüz açısından oldukça önemli bir hale geldi. Otomotiv sektörü, lojistik sektörü açısından önemli bir alan olduğu için bu durum sektörümüzü de yakından etkiliyor. Şu anda otomotivde iki tane temel dönüşüm var. Birincisi elektrikli araçlara olan ilginin artması ve ikicisi de Çin’in otomotiv sektöründe yükselişidir.

Elektrikli araçların artışı, daha az parça sevkiyatını beraberinde getirdi. Çin’in devreye girmesi sonrası ortaya çıkan üretim haritasındaki değişiklik, bu değişikliğe sektörün uyum sağlayabilmesi ve bu yönde hareket edebilmesi biraz zaman alacaktır.

Dolayısıyla sektörümüzün yeni tedarik zinciri akışına uyum sağlamaya çalıştığı söylenilebilir. Değişim zordur, öncelikle onu hissedersiniz ve bu bir zaman alır. Buna adapte olmaya çalışırsınız ve bu da artı bir zaman alır. Bu çerçevede tüm dünyada lojistik sektörü dayanıklılık testinden geçiyor. Bu ortamda sağlam bir iş modeli olan ve ihtiyacı olan kaynakları bulunduran firmalar ayakta kalacaktır.

Aktarımlarınız Türkiye için de geçerli mi?

Hem dünya hem Türkiye için geçerli. Dünyada filo yönetiminde trend, sanıldığının aksine çok büyük filolara sahip firmaların domine ettiği bir pazardan ziyade, daha küçük filolara sahip çok sayıda firmanın yönettiği bir yapıya evriliyor. Gelecekte hem dünyada hem Türkiye’de, iyi yönetilen, detaylara hâkim olan küçük firmaların öne çıkacağını söyleyebiliriz.

Bu ortamda Raben, nasıl bir yol izliyor?

Raben, Avrupa merkezli bir firma. Avrupa’da 170 tane deposu var. Depolar arasında 650 araçla günlük 80 bin tane sipariş yönlendiriyor. Bu hareketliliği, anlaşmalı firmalarla gerçekleştiriyoruz. Bu çerçevede araç ve sürücü maliyetlerimizi daha verimli hale getirebiliyoruz. Raben Network’ü sayesinde planlı ve zaman kaybı olmadan operasyonlarımızı gerçekleştirebiliyoruz. Kısaca, filo yönetimi konusunda oldukça deneyimli olduğumuzu söyleyebilirim.

Türkiye’de sektörün konumlanması hakkında neler söylemek istersiniz?

Türkiye, konumu itibarıyla önemli uluslararası transit geçiş güzergâhında yer alıyor. Dönem itibarıyla Rusya koridorundan giden trafik, Türkiye’ye kaymış durumda. Yakın zamanda Rusya’daki sorunların çözümü zor olduğu için Türkiye’ye kayan trafiğin önümüzdeki dönemde de artacağını düşünüyorum. Asya’nın Avrupa’ya bağlantısının, Türkiye üzerinden olacağını söyleyebiliriz. Lojistik alanında Türkiye’nin potansiyelinin artacağı bir dönemden geçiyoruz.

Raben, bu gelişmelere paralel olarak Türkiye ofisini kurdu, Türkiye’de gelişimine devam ediyor. Ülkemiz ölçeğindeki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Raben Group, 2,2 milyar Euro’luk cirosu olan ve cirosunun yüzde 65’ini parsiyel kara yolu taşımacılığından sağlayan bir yapı. Avrupa’daki etkinliğimiz ve parsiyel taşımalardaki uzmanlığımız Türk üreticileri için büyük avantaj sağlıyor. Başta “myRaben” platformu olmak üzere Raben Group’un en son teknolojiye sahip dijital çözümleri ile uçtan uca izlenebilirlik sağlıyoruz. Türk şirketlerinin ihracat ürünlerini, uygun fiyatla ve 7/24 tam şeffaflıkla izlenebilir şekilde Avrupa’ya taşıyoruz.

Depo yatırımları ile öne çıktığınız gözlemleniyor. Türkiye’de durum nasıl?

Şu anda birinci önceliğimiz, Türkiye’deki dış ticaret etkinliğine adaptasyonumuz olacak. Dolayısıyla depo yatırımlarımız bu doğrultuda planlanacak. Şu anda Avrupa Yakası’nda hâlihazırda bir depomuz var. Önümüzdeki süreçte büyütmeyi planlıyoruz. Sonrasında Anadolu Yakası’nda bir depo yine planlıyoruz. Bursa’da ve İzmir’de de yeni depo yatırımları planlıyoruz. İstanbul’daki merkez ofisimizin ardından kısa süre içinde Bursa’da da ofis açtık. İzmir, Ankara ve Mersin’de şubeler açmayı planlıyoruz. Üç yıllık planda üçüncü yılda 30 milyon Euro ciroya ulaşmak gibi bir hedefimiz var. Dolayısıyla o büyümeyle beraber yatırımlar da devam edecek.