Türkiye’nin Enerji Filosu Ve Enerji Politik Önemi
Prof. Dr. A. Beril Tuğrul
Bilindiği üzere, günümüzde su, jeotermal, maden, petrol, doğalgaz gibi kaynaklara ulaşabilmek için farklı amaçlarla sondajlar yapılabilmektedir. Bunlar içinde petrol ve doğal gaz sondajlarının ayrı bir yeri olup enerji politik açıdan stratejik öneme sahiptirler. Burada şunu da belirtmek yerinde olacaktır ki; teknolojinin gelişimiyle günümüzde kara sondajlarının yanı sıra hidrokarbon aramaları için deniz sondajları da hayli yaygınlaşmış bulunmaktadır.
Deniz sondajları tek aşamalı çalışmalar olmayıp, gelişkin donanım ve yüzer platformların kullanılmasını ve sondaj öncesinde de özel sismik araştırmaların yapılmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda, deniz altından petrol ve doğal gaz çıkarımı kapsamında “deniz sondaj kabiliyeti”, sismik araştırma yapabilmenin yanı sıra sondaj işlemini gerçekleştirebilmeyi ve de çıkarılan enerji kaynağının işlenmesini ifade ediyor olmaktadır. Bu durum ise deniz hidrokarbon arama-çıkarma faaliyetleri için farklı kabiliyetli gemileri içinde barındıran bir “Enerji Filosu”na sahip olmayı zorunlu kılmaktadır.
Türkiye’nin Enerji Filosu
Son dönemlerde Türkiye için “Mavi Vatan” olarak nitelenen ve Anadolu’yu çevreleyen denizlerde “Münhasır Ekonomik Bölge (MEB)”leri ile belirlenen ülke deniz mıntıkalarının ekonomik ve stratejik bağlamda değerlendirilebilmesi gereklilik arz etmektedir. Zira, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olan Türkiye’nin, denizlerini değerlendirebilme kabiliyetine sahip olması siyasi, ekonomik ve enerji politik açıdan son derece önem arz etmektedir. Bu bağlamda öne çıkan bir husus deniz sondaj kabiliyetine sahip olunması olmaktadır.
Türkiye’de önceleri (daha kısıtlı olanaklarıyla) bazı deniz inceleme gemileri bulunmaktaydı. Ancak Türkiye’nin konuya ilişkin olarak 21. Yüzyılda önemli ataklar yaptığı gözlenmektedir. Halen Türkiye’nin, denizlerde arama-araştırma ve sondaj faaliyetlerine ilişkin 10 dikkat çeken gemisi ve destek gemileriyle kayda değer bir “Enerji Filosu” bulunmaktadır (Şekil 1). Söz konusu gemileri, başlıca üç kategoride incelemek mümkündür. Bunlar; “Sismik Araştırma Gemileri”, “Sondaj Gemileri” ve “Doğal Gaz Üretim Platformları” olmaktadır.

Şekil 1 Türkiye’nin Enerji Filosu
Burada şunu da belirtmek yerinde olur ki; söz konusu bu üç kategoride de ilgili donanımlarıyla (mümkünse birden fazla) gemilerinin bulunması halinde ülkeler için “Enerji Filosu” var olarak nitelenmektedir. Türkiye, hali hazırda “Sismik Araştırma Gemileri”, “Sondaj Gemileri” ve “Doğal Gaz Üretim Platformları” kategorilerinde birden fazla gemiye sahip bulunmaktadır. Dolayısıyla Türkiye artık “Enerji Filosu”na sahip ülkeler arasında yer almaktadır. Ayrıca bu gemilere ilaveten ”Enerji Filosu” içinde düşünülebilecek 3 FSRU (Floating Storage Regasification Unit – Yüzer LNG Depolama ve Gazlaştırma Ünitesi) gemisi de bulunmaktadır. Tüm bu gemilerin hepsi 2010 yılından sonra edinilmiştir.
Türkiye’nin “Enerji Filosu”nu daha iyi değerlendirebilmek için söz konusu gemileri kategorileri bağlamında ele alıp incelemek yerinde olacaktır. İlk olarak ”Sismik Araştırma Gemileri” incelenecek olursa; Türkiye’nin 2 sismik araştırma gemisi; sırasıyla, “Barbaros Hayrettin Paşa” ve “Oruç Reis” sismik araştırma gemileridir.
İlk edinilen sismik araştırma gemisi 2011 yılında Dubai’de inşa edilmiş olan ve 2013’te sismografik deniz araştırmaları yapmak üzere TPAO (Türkiye Petrol Anonim Ortaklığı) tarafından satın alınarak ünlü Osmanlı Kaptan-ı Derya’sı Barbaros Hayrettin Paşa’nın ismi verilen araştırma gemisidir. 84 m uzunluğa ve 17 m genişliğe sahip söz konusu bu gemi 7 knot (31 km/saat) hız yapabilmektedir. Gemi teknolojik olarak sismik ve navigasyon sistemleri ile donatılmış olup, 2 ve 3 boyutlu veri alabilmekte ve değerlendirebilmektedir. “Barbaros Hayrettin Paşa Sismik Araştırma Gemisi” için halen Karadeniz, hidrokarbon arama ve veri toplama görev alanı olarak belirlenmiştir.
İkinci sismik Araştırma gemisi, ünlü Türk Denizcisi’nin ismini taşıyan “Oruç Reis Sismik Araştırma Gemisi” olup, yerli ve milli imkânlarla inşa edilmiştir. Söz konusu sismik araştırma gemisinin inşasına 2012 yılında başlanmış ve 2017’de faaliyete geçmiştir. Boyu 86 m, genişliği 22 m olan bu gemi, jeolojik örnekleme yapabilme kabiliyetiyle ileri teknolojik teknik ekipman ve donanımlara sahip bulunmaktadır. Alınan verilerin iki ve üç boyutlu değerlendirilmesinin yapılabileceği araştırma laboratuvarlarında 15.000 m derinlikte jeolojik görüntüleme yapabilmektedir. “Oruç Reis Sismik Araştırma Gemisi” için halen Karadeniz’de derin sismik araştırmalar; ayrıca kıta sahanlığı ve jeolojik süreklilik çalışmaları görev alanı olarak belirlenmiş bulunmaktadır.
Türkiye’nin deniz sondaj kabiliyeti açısından, sismik araştırma gemileri; araştırmalar için ilk aşama olarak önemli olmakla beraber sonuca ulaşabilmek açısından esas önemli olan gemiler, deniz sondaj gemileridir denebilir. Dolayısıyla hidrokarbon çıkarım işlemi bu gemilerin varlığı ve kullanımıyla mümkün olabilmektedir.
Türkiye’nin sahip olduğu sondaj gemilerinden önemli bir tanesi “Fatih Sondaj Gemisi”dir. Güney Kore yapımı olan bu sondaj gemisi 2011 yılında inşa edilmiştir. 2017’de ise TPAO tarafından satın alınmıştır. 229 m uzunlukta ve 36 m genişlikte olan sondaj gemisi, “Ultra Derinsu Sondaj Gemisi” olarak nitelenmektedir. Bu bağlamda 12.120 m (40.000 feet) derinlikte sondaj yapabilme kabiliyetine sahip bulunmaktadır. Ayrıca, sondaj gemisinde helikopter inişine uygun bir platform da yer almaktadır. “Fatih Sondaj Gemisi” halen Karadeniz’de aktif sondajda görev yapmaktadır.
Türkiye’nin bir diğer sondaj gemisi “Yavuz Sondaj Gemisi”dir. Bu sondaj Gemisi de Fatih sondaj Gemisi gibi Güney Kore yapımı olup 2011’de denize indirilmiştir. 2018’de TPAO tarafından satın alınmış olup 229 m uzunlukta, 36 m genişliktedir. Derin deniz sondajı yapabilme kabiliyetine sahiptir ve bir helikopter iniş platformu bulunmaktadır. “Yavuz Sondaj Gemisi” halen “Fatih Sondaj Gemisi”nin açtığı kuyuların üretime hazırlanmasını sağlamaktadır
Türkiye’nin üçüncü sondaj gemisi olan “Kanuni Sondaj Gemisi” yine Güney Kore yapımı olup ultra derin deniz sondaj gemisidir. 227 metre uzunluğunda ve 47 metre genişlikte olan sondaj gemisi 11.400 metre derinlikte çalışma yapabilme ve 3.000 metre derin sondaj açabilme kabiliyetine sahiptir. En zorlu koşullarda görev yapabilecek şekilde inşa edildiği belirtilmekte olan gemi, helikopter iniş platformuna da sahip bulunmaktadır. “Kanuni Sondaj Gemisi” halen kuyu tamamlama operasyonlarında görev yapmaktadır.
Türkiye’nin 4. sondaj gemisi ise 7. nesil ultra derin deniz teknolojisine sahip dünyanın en gelişmiş sondaj gemilerinden biri olan “Abdülhamid Han Sondaj Gemisi”dir. Dünya çapında bu teknolojiye sahip 5 gemiden biri olan bu gemi TPAO tarafından 2021 yılında satın alınmıştır. Uzunluğu 238 metre, genişliği 42 metre olup 3.600 m su derinliğinde (toplam) 12.000 metreye kadar sondaj yapabilmektedir. “Abdülhamid Han Sondaj Gemisi” halen Karadeniz’de aktif sondaj çalışmalarında yer almaktadır.
Son olarak Türkiye’nin enerji filosuna 2025–2026 döneminde katılan en yeni 7. nesil ultra derin deniz sondaj gemileri “Yıldırım” ve “Çağrı Bey” Sondaj Gemileri olup bu gemilerle birlikte Türkiye’nin derin deniz sondaj gemisi sayısı 6’ya yükselmiş bulunmaktadır.
“Yıldırım Sondaj Gemisi”, Türkiye’nin enerji filosuna 2026’da katılan en yeni ve en güçlü ultra derin deniz sondaj gemilerinden biridir. Güney Kore Yapımı olup 228 metre uzunluğunda, 42 metre genişliğinde olan gemi 12.000 metreye kadar sondaj yapabilme kapasitesine sahiptir. “Yıldırım Sondaj Gemisi”, halen (Zonguldak) Filyos Limanı’nda reaktivasyon sürecinde bulunmaktadır.
“Yıldırım Sondaj Gemisi”nin ikizi olan “Çağrı Bey Sondaj Gemisi”, Türkiye’nin sahip olduğu enerji filosunda ikizi ile birlikte en ileri sondaj gemilerini oluşturmaktadırlar. 200 kişilik yaşam alanı bulunan ve toplamda 500 saha personelinin dönüşümlü görev yapabildiği gemide helikopter pisti ve 4.000 m derinliğe dalabilen su altı robotları da yer almaktadır. “Çağrı Bey Sondaj Gemisi” Türkiye’nin yurt dışındaki ilk derin deniz sondajında görev yapmakta olup halen Somali’de Mogadişu Limanı Curad-1 kuyusunda sondaj yapmaktadır.
Sismik araştırma ve sondaj gemilerinden ayrı olarak önemli görevler üstlenen Türkiye’nin doğal gaz platform gemileri de bulunmaktadır. Bunların içinde en önemlisi “Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu” olup bu platform Türkiye’nin ilk yüzer üretim platformudur. 2026 yılı ortalarında tam kapasite ile çalışması beklenen bu platform, Karadeniz’deki Sakarya Sahasında üretimi, iki katına çıkarması beklenmektedir. 298,5 m uzunluk, 56 m genişlik, 29,5 m derinliğe sahip platformun gaz işleme kapasitesi 10,5 Milyon m³/gün olup sağlayabileceği gaz transferi 10 Milyon m³/gün mertebesindedir.Barındırabileceği Personel Kapasitesi ise 140 kişidir. Türkiye, bir yeni yüzer üretim platformu daha edinmekte olup söz konusu bu yeni yüzer platformun 2028 yılında devreye alınması beklenmektedir.
”Enerji Filosu” içinde betimlenmesi gereken bir diğer önemli deniz gemisi de FSRU (Floating Storage Regasification Unit – Yüzer LNG Depolama ve Gazlaştırma Ünitesi) gemileridir. Halen Türkiye’nin sahip olduğu 3 aktif FSRU gemisinden biri, İzmir Aliağa’daki Etki Limanı’nda, bir diğeri Hatay Dörtyol’da bulunan Ertuğrul Gazi FSRU gemisi ve sonuncusu da Edirne-Keşan Saros Körfezi’nde devreye alınan Vasant FSRU gemisidir Bu gemilerle birlikte Türkiye’nin toplam günlük gazlaştırma kapasitesi 150 Milyon m3’ü aşmış bulunmaktadır. Ertuğrul Gazi FSRU gemisi Maraş Depremleri süreci ve sonrasında bölge için doğal gaz teminini sağlayarak hayati önemde görevler üstlenmiştir.
Bütün bunlardan ayrı olarak, Türkiye’de özel bir şirket (Karpowership markasıyla) dünyanın en büyük yüzer enerji santrali filosuna sahip bulunmaktadır. Halen 45’ten fazla enerji üretim gemisiyle 20’den fazla ülkede toplamda 8.000 MW’ın üzerinde kurulu güç sağlanabilmektedir. Söz konusu yüzer enerji santralları özellikle Afrika, Orta ve Güney Amerika ile Asya ülkelerinde hizmet vermektedirler. Maraş depremi sırasında bu gemilerden 2’si bölgeye hizmet vererek önemli işlev görmüşlerdir.
Görüldüğü üzere Türkiye’nin sahip olduğu ve güçlendirdiği “Enerji Filosu” hayli gelişkin ve operasyonel niteliktedir. “Enerji Filosu” halen yoğunlukla Karadeniz’de bulunmaktadır (Şekil 2). Yurt dışında ise Somali’de sondaj çalışmalarını yürütmektedir (Şekil 3).


Sonuç
Ülkelerin “Münhasır Ekonomik Bölgeler”ine gerçek anlamda sahip olması, söz konusu bu denizel bölgelerin rasyonel değerlendirilmesi ve ilgili aktivitelerin gerçekleştirilmesiyle mümkün olabilmektedir. Dolayısıyla, Türkiye için “Mavi Vatan” olarak betimlenen söz konusu denizlerimizde etkin olabilmek için bölgedeki hidrokarbon kaynaklarına da sahip çıkmak, kaçınılmaz bir yükümlülük olmaktadır. Enerji gereksinimi giderek artan ve (halihazırda bilinen) karadaki petrol ve doğal gaz rezervleri nispeten sınırlı olan Türkiye’nin denizlerde enerji araştırma-arama, sondaj ve işleme kabiliyetine sahip olması gereklilikten de öte zorunluluk arz etmektedir.
Bu bağlamda, Türkiye’nin enerji filosuna sahip olması enerji politik açıdan yadsınamaz önemdedir. Ancak sadece enerji politik değil aynı zamanda ekonomik ve siyasi yönlerden de önem arz etmektedir. Burada şunu da belirtmek gerekir ki; Türkiye sismik araştırma gemilerini kendi inşa edebilir duruma gelebilmiştir.
Halihazırda çok sayıda gemisiyle Dünyanın 4. Büyük “Enerji Filosu”na sahip olan Türkiye, denizlerde hidrokarbon arama-çıkarma ve işleme konuşunda global ölçekte etkin bir ülke haline gelmiş bulunmaktadır. Ülkemizin “Enerji Filosu”nun Karadeniz bölgesinde yoğunlaşmış şekilde konuşlandığı da gözlenmektedir.
Türkiye için, jeopolitiğini rasyonel şekilde değerlendirebilmesi ve ülke siyasasına hizmet edecek enerji-politik gelişmeleri sağlayabilmek bağlamında deniz sondaj kabiliyetini destekleyerek ve arttırarak hız kesmeden devam etmesi hayati önem taşımaktadır. Gerçekte, deniz sondaj kabiliyeti ile Mavi Vatan’a sahip çıkılması, ülke enerji-politiğini olduğu kadar geleceğin ve güvenliğin de teminat altına alınmasını ifade ediyor olmaktadır.
Ülkemizin sahip olduğu kıyı şeridinin uzunluğu ve Mavi Vatan yüzölçümünün 460 bin km2 olduğu düşünülürse enerji filosuna sahip olmanın gerekliliği daha iyi anlaşılmaktadır. Burada, şu husus da unutulmamalıdır ki; Türkiye sadece kendi Münhasır Ekonomik Bölgelerinde değil, anlaşmalar ve mutabakatlar çerçevesinde farklı ülkelerle işbirliğine gidilerek o ülkelerin Münhasır Ekonomik Bölgelerinde de deniz sondajı yapabilecek durumdadır.
Nitekim Somali ve Libya gibi ülkelerle yapılan anlaşmalar çerçevesinde ilgili ülkelerin Münhasır Ekonomik Bölgelerinde arama-araştırma ve sondaj işlemlerine başlanmıştır bile… Özellikle son olarak Somali’de öne çıkan çalışmalar son derece dikkat çekicidir ve Türkiye’nin konu ile ilgili iddialı tutumunun bir kanıtı niteliğindedir.
Öz olarak belirtilmek istenirse; Türkiye’nin sahip olduğu Enerji Filosunun Türkiye’nin enerji bağımsızlığına önemli katkı sağlayacak olması yadsınamaz bir gerçekliktir. Türkiye, sahip olduğu Enerji Filosu”yla artık ülke MEB’inde ve uluslararası anlaşmalarla yabancı ülke MEB’lerinde gerçekleştirmekte olduğu ve geliştireceği denizel hidrokarbon araştırma-çıkarma ve işleme yetisiyle enerjide kendi oyununu kurar konuma gelmektedir.
