Bagfaş Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CEO’su İpek Seviye Gençer Yağcı: Sektörün gelişimi için yeni yatırımlar yapmamız gerekiyor
Tarımsal üretim esnasında topraktaki besin elementleri tükenmektedir ve verim kaybı yaşamamak için tekrar toprağa bu bitki besin elementleri geri verilmelidir. Uzun dönem üretim yapılan araziler için üretim esnasında gübreleme yapılması, toprakta verimlilik düzeyini arttırılmaktadır.
Son dönemde yaşanan savaş ortamı gübre fiyatlarının yükselmesine neden oldu. Yaşanan olumsuz tabloyu değerlendirmek için sorularımızı yönelttiğimiz Bagfaş Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CEO’su İpek Seviye Gençer Yağcı, önemli açıklamalarda bulundu.
Yaşanan savaş ortamının gübre üretimine etkileri ile ilgili bir değerlendirme alabilir miyiz?
Öncelikle Rusya’da yaşanan gelişmeler, sonrasında ise Amerika, İsrail ve İran arasındaki savaş ortamı dünyada gübreye ve hammaddeye erişimi olumsuz yönde etkiledi. Türkiye’de fosfatlı gübrelerde hammaddenin, nitratlı gübrelerde ise amonyak üretiminin yetersiz olması nedeniyle dışa bağımlılığımız yüksek. Kükürt konusunda ise kendimize yeter durumdayız. Bu noktada Bakanlık, savaş döneminde gübre üretiminin devamlılığını, çiftçimizin gübreye kesintisiz ulaşımını ve dolayısıyla gıda arz güvenliğini sağlayabilmek amacıyla ihracata yönelik bazı kısıtlamalar getirdi.
Yasaklamanın fiyatlar üzerinde bir etkisi oldu mu?
Yasaklama kavramı serbest piyasa açısından çok sık tercih edilen bir yöntem olmasa da böylesi kriz dönemlerinde iç pazarı ve yerli tüketiciyi korumak adına gerekli bir tedbir haline gelebiliyor. Bu tür tedbirler alınmasa yurt içi üretim azalır ve gübre fiyatlarındaki artış daha sert olabilir. Dolayısıyla alınan kararların çiftçimizin ve gıda güvenliğimizin korunması açısından önemli olduğunu düşünüyorum.
Gıda arz güvenliğinden bahsetmişken sektörünüzün bu konudaki kritik öneminden de bahsetmek gerekir. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Gübre fabrikaları ticari bir işletme olmanın ötesinde, kamu için kritik bir görev üstleniyor. Ürettiğimiz ürünler ertelenebilir bir ihtiyaç değil; doğrudan tarımsal üretime, gıda güvenliğine ve halkımızın sofrasına dokunuyor. Üretimin aksaması, zincirleme olarak gıda tedariğinde olumsuzluklara yol açabilir. Bu nedenle koşullar ne kadar zorlu olursa olsun üretimin sürekliliğini sağlamak ve çiftçimizi desteklemek için çalışmalarımıza devam ediyoruz.
Savaş ortamında yaşanan gerginlikler nedeniyle ortaya çıkan belirsizlikler sektörü nasıl etkiliyor?
Küresel belirsizlikler ve piyasa dalgalanmaları, hammadde fiyatlarında ciddi dalgalanmalara yol açıyor. Sanayici olarak bu süreçte önemli bir risk üstleniyoruz. Hatta çiftçimizin bu dalgalanmalardan daha az etkilenmesi için maliyetine satış yaptığımız dönemler oluyor. Buna rağmen alınan tedbirler sayesinde Türk çiftçisinin küresel dalgalanmalardan dünya genelindeki emsallerine kıyasla daha sınırlı etkilendiğini söyleyebiliriz. Biz de Bagfaş olarak özverimiz ve ticari becerimizle bu sürece katkıda bulunduğumuzu düşünüyoruz.
Bu noktada çiftçilerin yakınmaları nereden kaynaklanıyor?
Üretim tarafındaki maliyet baskısı yalnızca küresel hammadde fiyatlarından kaynaklanmıyor. Bunun üzerine lojistik, depolama ve dağıtım maliyetleri ile ek olarak Gübre Takip Sistemi nedeniyle oluşan maliyetler de eklendiğinde ürünün çiftçiye ulaşan fiyatı doğal olarak yükseliyor. Sahadaki memnuniyetsizliğin bir bölümünün de bu zincirden kaynaklandığını düşünüyorum.
Rusya devre dışı kalınca hammaddeyi nereden temin ediyorsunuz?
Rusya’nın yanı sıra İsrail-İran savaşının getirdiği kriz ortamı nedeniyle farklı kaynaklara yönelmek durumunda kaldık. Bu doğrultuda ağırlıklı olarak Kuzey Afrika bölgesine yöneldik. Ayrıca ABD’de devreye giren yeni amonyak tesisleri de alternatif kaynaklar oluşturuyor. Ancak küresel arzın daraldığı dönemlerde özellikle Avrupalı oyuncularla ciddi bir rekabet yaşanıyor. Burada temel belirleyici arz-talep dengesi. Talebin yoğun olduğu dönemlerde fiyatlar üzerinde yukarı yönlü hareket oluşuyor.
Yeni teknolojilerin de üretim maliyetlerini azalttığı ile ilgili bir bilgi var. Siz bu konuda gerekli çalışmaları yapıyor musunuz?
Enerji verimliliği ve teknoloji entegrasyonunu uzun yıllardır üretim kültürümüzün merkezinde tutuyoruz. Örneğin bünyemizde 1970’lerden itibaren üretim yapan Sülfürik Asit tesisimizde, üretim sırasında açığa çıkan enerjiden kendi elektriğimizi üretiyoruz. Yıllardır uyguladığımız bu sistem bize önemli bir enerji maliyeti avantajı sağlıyor. 2016 yılında faaliyete geçen entegre tesisimizde de ileri teknoloji kullanıyoruz. Diğer tesislerimizde de teknolojik gelişmeleri yakından takip ediyor, ihtiyaçlar doğrultusunda modernizasyon çalışmalarımızı sürdürmeyi planlıyoruz.
Geçmişten bu yana gübre üretim tesislerinin çevre konusunda sorunlu olduğu dile getiriliyor. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?
Bu konuda sanayiciler olarak zaman zaman haksız bir algıyla karşı karşıya kaldığımızı ve günah keçisi ilan edildiğimizi düşünüyorum. Özellikle Marmara’daki müsilaj gündeme geldiğinde sanayi kuruluşları da hedef gösterildi. Oysa bilimsel veriler, Marmara’nın Karadeniz ile güçlü bir su ve besin alışverişi içinde olduğunu, Karadeniz’den Marmara’ya gelen üst akımın önemli miktarda besin ve kirlilik yükü taşıdığını ve bunun da müsilaj oluşumunda etkili olduğunu ortaya koyuyor.
Tüm üretim birimlerimizde çevre mevzuatının gerektirdiği emisyon ve deşarj kontrollerini eksiksiz yürütüyoruz. Bunun da ötesinde, yasal olarak sorumluluğumuz olmayan bazı parametrelerin izlenmesini de gerçekleştiriyoruz. Fosforik asit üretimimiz sırasında ortaya çıkan fosfojipsin değerlendirilmesi konusunda çimento sektörüyle çeşitli çalışmalar ve yeni girişimler yürütülüyor. Biz de bu çalışmaları yakından takip ediyoruz.
İhracat yaparken bu konu gündeme gelmiyor mu?
Özellikle Avrupa Birliği pazarına yaptığımız ihracatta çevresel kriterler ve sürdürülebilirlik standartları belirleyici bir rol oynuyor. Mevcut çevre standartlarımız bu pazarlarda faaliyet göstermemiz açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Bununla birlikte Avrupa Birliği’nin çevre ve sürdürülebilirlik alanındaki standartları sürekli yükseliyor. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (CBAM) devreye girmesiyle birlikte bu konu ihracatçılar açısından daha da önemli hale geldi.
Özellikle akreditasyon ve ilgili belgelendirme süreçlerindeki belirsizlikler nedeniyle ihracat tarafında şu anda bazı soru işaretleri bulunuyor. Bu sürecin netleşmesiyle birlikte Bagfaş olarak Avrupa pazarında rekabetçi konumumuzu koruyabileceğiz.
Üretiminiz Türkiye’ye yetiyor mu?
Tarımsal üretimin yoğun olduğu ve iç piyasada ihtiyacın zirve yaptığı dönemlerde önceliğimiz daima Türkiye pazarıdır. Özellikle Granül CAN gübremiz, Avrupa’nın ve dünya pazarlarının talep ettiği yüksek kalite standartlarına sahip ve Türkiye’de Granül CAN üreten tek fabrikayız. Bu nedenle ürünümüze yurt dışında da ciddi bir talep var.
Ancak Türkiye’de gübre talebinin yoğun olduğu dönemlerde önceliğimiz iç piyasadır. Önceliğimiz her zaman Türk çiftçisinin ihtiyacını karşılamak ve yurt içi arz güvenliğini sağlamaktır. Bunun dışında kalan dönemlerde ise uluslararası pazarlardan gelen talepleri değerlendirerek ihracat yapıyoruz.
Üretiminizin ne kadarını ihraç ediyorsunuz?
Yıldan yıla değişiklik göstermekle birlikte, genel olarak yıllık üretimimizin yaklaşık %50’sini ihraç ediyoruz. Ancak 2026 yılı, özellikle Avrupa Birliği pazarındaki yeni regülasyonlar ve akreditasyon süreçlerindeki belirsizlikler nedeniyle daha farklı ilerliyor. Bu süreçlerin netleşmesini beklerken alternatif pazarlara da yönelerek ihracatımızı çeşitlendirmeyi ve küresel pazardaki etkinliğimizi sürdürmeyi hedefliyoruz.
Bagfaş’ın sektördeki etkinliği ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Bagfaş 1970 yılında kurulmuş, İMKB’nin 1986’da faaliyete geçmesiyle borsaya kote olan köklü bir sanayi kuruluşudur. Fosfatlı ve nitratlı gübre üretim tesislerinin yanı sıra, bu üretimlerde kullanılan asitlerin üretimi için Sülfürik Asit, Fosforik Asit ve Nitrik Asit üretim tesislerine sahibiz.
Önümüzdeki dönemde piyasa koşullarına bağlı olarak tesislerimizi yeni teknolojilerle modernize ederek, Türk çiftçisine kaliteli ürünleri en uygun koşullarda sunma ve tarımın sürdürülebilirliğini destekleme hedefimiz doğrultusunda, Türk çiftçisinin ihtiyaçlarına daha güçlü, verimli ve kesintisiz şekilde cevap vermeyi hedefliyoruz.
Türkiye’nin bu konudaki yatırımlara ihtiyacı var diyebilir miyiz?
Ülkemiz ihtiyaçlarının bir kısmını yerli üretimle karşılıyor. Ancak yaşanan savaş ortamı, ülke içerisinde üretimin önemini bir kez daha ortaya koydu. Bu nedenle bu alanda yapılacak yatırımların ülkemiz için oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Kendi kendimize yetebilmemiz gerekiyor. Biz de bu doğrultuda tesislerimize yatırım yapmak istiyoruz. Şu an finansal yapımızı güçlendirecek bir sermaye artışı süreci içerisindeyiz. Sermaye artışı sürecinin tamamlanmasının ardından gerekli adımları daha hızlı atabileceğimize inanıyorum.
Bu ortamda devletten, ilgili kurumlardan beklentiniz var mı?
Bu zorlu süreçte Tarım ve Orman Bakanlığımız çok hızlı ve isabetli kararlar aldı. Özellikle Amonyum Nitrat gübresinin satışının ve kullanımının yeniden serbest hale gelmesi çiftçimiz ve sektör açısından önemli bir destek oldu. Uzun yıllardır bu ürünün satışı yasaktı. Yasağın kaldırılmasıyla birlikte sektör açısından önemli bir imkân oluştu. Yasağın kalkmasının ardından satışlar henüz olması gereken seviyelerinde olmasa da, çiftçilerimiz bu ürünü kullandıkça, alternatif ithal ürünlere göre maliyet avantajı ile birlikte daha verimli olduğunu da görecekler. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda kullanım oranının hızla artacağını düşünüyorum.
Bunun yanında, ülkemizde üretimi ve istihdamı artırmak, yatırım yapmak isteyen köklü şirketlerin yatırımlarını sürdürebilmesini sağlamak adına uygun teşvik ve destek mekanizmalarının devam etmesini önemli buluyorum. Biz de 56 yıldır üretim yapan Bagfaş olarak tesislerimize yatırım yaparak üretimimizi ve istihdamımızı artırmak istiyoruz. Bu tür yatırımların önünün açılmasının hem sektörümüz hem de ülkemizin üretim gücü ve gıda güvenliği açısından önemli olduğuna inanıyorum.
Son yıllarda organik gübrelerden bahsediliyor. Bu konuda aktarılanlar gerçeği yansıtıyor mu?
Organik olarak ifade edilen gübrelerin hiç kimyasal madde içermediği yönündeki algı çoğu zaman doğru değil. Ürünlerin içeriği ve kullanım amacı birbirinden farklı olabiliyor. Ayrıca yalnızca bu ürünlerin kullanılmasıyla verim artışının yeterli olacağı yönündeki yaklaşımın da doğru olmadığını düşünüyorum. Özellikle organik ürünlerin tek başına verimi yeteri kadar artıracak noktada henüz olmadığını söyleyebiliriz. Burada önemli olan, toprağın ve bitkinin ihtiyaçlarına uygun gübrelerin, uygun zamanda kullanılmasıdır. Zaten çiftçilerimiz de bu konuda bilinçli hareket ediyorlar.
