Küba’nın Enerji Politik Önemi

Prof. Dr. A. Beril TUĞRUL

Giriş

Bilindiği üzere Küba Cumhuriyeti, Karayipler’de bir ada Cumhuriyeti olup Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin hayli uzun zamandır ilgi alanında olan bir bölgeyi oluşturmaktadır. Birçok ABD Başkanı Küba’ya yönelik açıklamalarda bulunmuş, hatta Başkan Kennedy döneminde adaya yönelik bir operasyon da gerçekleştirilmiştir.

Son dönemde, özellikle Başkan Trump’ın ikinci Başkanlık döneminde, Küba tekrar ABD gündemine etkin şekilde girmiş bulunmaktadır. Bu gelişmenin uzantısında, adada yaşayanların hayatını hayli olumsuz etkileyecek şekilde yaptırımlar uygulanmaya başlandığı görülmektedir. Bu bağlamda, Küba Cumhuriyeti’nin hayli ağır bir abluka altında olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

ABD tarafından önemli bir karar, Ocak 2026’ın son günlerinde, “Ulusal Acil Durum Planı” kapsamında “Küba’ya petrol satan veya sağlayan ülkelerden ithal edilen mallara gümrük vergisi uygulanmasına” yönelik bir kararname Başkan Trump tarafından imzalanmıştır. Bu karar; Küba’nın “zararlı eylem ve politikalarına” karşı, ABD’nin ulusal güvenlik ve dış politika çıkarlarının korunmasını amaçladığı ifade edilerek çıkarılmış bulunmaktadır.

Daha sonra Başkan Trump, Küba’nın “çökmüş bir devlet” olduğunu ve ancak ABD’nin bu ülkedeki siyasi ve ekonomik sorunları çözebileceğini öne süren bir açıklamada bulunmuştur. Mart 2026 başında yine ABD Başkanı tarafından, İran’ın ardından Küba’nın da “düşeceğine” yönelik açıklamalar yapılmıştır. Takiben yine Mart 2026’da Küba’nın ekonomik olarak zor durumda olduğu savunularak, ABD Başkanı “Küba’yı alma onurunun kendisine ait olacağına inandığı” yönünde demeçler vermiş bulunmaktadır. 23 Haziran 2026’da ise ABD Dışişleri Bakanı; Küba ekonomisini domine eden ve ordunun kontrolünde faaliyet gösteren bir holding ve bağlantılı şirketlerinin yaptırım listesine eklendiğini açıklamıştır. Son olarak da, Temmuz 2026’da (ABD’de ismi açıklanmayan yetkililere dayandırılarak) yapılan açıklamada, ABD ile İran arasındaki gerilim sürerken Küba’ya yönelik harekat planı seçeneklerinin “sessizce” gözden geçirilmekte olduğu ifade edilmiştir.

Bütün bu açıklamalara karşın, Küba Devlet Başkanı tarafından da ABD’nin ülkesine askeri olarak müdahalede bulunmak için “bahane” aradığı vurgulanarak, böyle bir durumda bölgenin “kan gölüne döneceği” uyarısı yapılmıştır.

Görüldüğü üzere, ABD ve Küba arasında gerilimli süreç, son dönemde hayli tırmanmış görünmektedir. Bu bağlamda konunun, özellikle enerji politik yönünü incelemeden önce Küba’yı tanımak yerinde olacaktır.

Küba

Küba Cumhuriyeti, Karayipler’de kendi adını taşıyan ana adadan ayrı 4 binin üzerinde adacığa sahip bir ada ülkesidir. Meksika Körfezi ile Atlantik arasında Karayip denizinin merkezi bir bölgesinde yer alan bu ülke,  jeostratejik bir konuma sahip bulunmaktadır (Şekil 1). ABD’ye yaklaşık 90 mil (150 km kadar) uzaklıkta yer almaktadır.

Şekil 1 Küba

110 bin km2 kadar olan yüzölçümüyle Karayiplerin en büyük ülkesi, buna karşın 10 Milyon kadar olan nüfusuyla bölgenin 3. büyük ülkesi durumundadır. Başkenti Havana olan Küba, kültürel olarak “Latin Amerika” ülkesi olarak kabul edilmektedir. Konuşulan dil İspanyolcadır.

Tarihsel olarak Küba’da, M.Ö. 4. bin yıldan itibaren yaşam izlerine rastlanmaktadır. Ancak, önemli değişim 15. Yüzyılda İspanya tarafından sömürgeleştirilmesiyle yaşanmıştır. 1898 İspanyol-Amerikan Savaşı’na kadar da İspanya’nın parçası olarak kalmıştır. Bu savaşla ABD tarafından işgal edilmiş ve 1902’de de bağımsızlığını kazanmıştır.

Takiben, adada darbelerin olduğu bir süreç yaşanmış ve nihayet 1959’da  “26 Temmuz Hareketi” olarak nitelenen devrimle Castro tarafından komünist bir yönetim kurulmuştur. Bu devrimle birlikte birçok Kübalı ABD’ye göç etmiştir.

Bu tarihten itibaren ABD ile Küba arasında zaman zaman gerilimli olaylar yaşanmıştır. Sürecin başlarında, adını çıkarmanın yapıldığı körfez olan Playa Giron’dan alan ve “Domuzlar Körfezi Çıkarması” olarak bilinen başarısız işgal girişimi yaşanmıştır. Bu girişim 1961’de ABD’nin desteğiyle sürgündeki Kübalıların ülkedeki rejimi yıkmak için gerçekleştirilmiştir. Takiben Soğuk Savaş dönemi içinde “1962 Küba Füze Krizi” olarak bilinen ve II. Dünya Savaşından sonra nükleer savaşa dönüşmeye en çok yaklaşıldığı hadise olarak nitelenen olaylar gündeme gelmiştir. Bu bağlamda Küba’nın, Latin Amerika’da sosyalist hareketlerin sembolü haline gelmiş olduğu da söylenebilir.

1977 Yılında ABD ve Küba arasında, (iki devlet arasındaki) uluslararası deniz sınırını belirleyen bir “Deniz Sınır Anlaşması” imzalanmıştır. Bu anlaşma; deniz sınırlarının sınırlandırılması, kanuni yaptırımları, kaynak yönetiminin kolaylaştırılması ve ülkelerin 200 millik örtüşen deniz bölgelerindeki çatışmaların önlenmesi amacıyla hayata geçirilmiştir. Son olarak ta 2026 yılı içinde (yukarıda belirtilen) gerilimli olaylar yaşanmaya başlanmıştır.

Küba’nın Enerji Politik Önemi

Küba rejimi sosyalist ilkelere dayanan devlet kontrollü bir yapı olduğundan ekonomisi de “planlı ekonomi” olarak nitelenmektedir. Burada “planlı ekonomi” tabiri ile üretim faktörlerinin tümü veya büyük bir kısmının devlet denetiminde bulunduğu, üretim ve dağıtım kararlarının devlet tarafından alındığı ekonomik sistem kastedilmektedir.

Küba uzun bir süre tarım esaslı bir ekonomiye sahip olmuştur. Son dönemlerde ise özel sektör yatırımları artmakla beraber üretim tesislerinin büyük bir kısmı devlet tarafından işletilmektedir. Sanayi faaliyetleri, Sovyetler Birliği’nin çöküş sürecinden sonra görülmeye başlanmıştır.  Şeker kamışı, tütün, turunçgiller, kahve ve pirinç önemli üretim ve ihracat kalemlerindendir. Balıkçılık ve hayvancılık da ülke için önem arz etmektedir. Turizm faaliyetleriyle de ekonomik kazanımlar sağlanmaktadır. Kişi başına düşen GSMH yaklaşık 9.900 $ kadardır. Öte yandan, Küba Çin ilişkileri de hayli gelişkindir.

Küba’nın yeraltı kaynakları arasında manganez, krom ve demir bulunmaktadır. Söz konusu yeraltı kaynakları daha çok ülkenin güneydoğusunda yer alan Sierra Maestra Dağı bölgesindedir. Nikel kaynakları dünya rezervlerinin %6,5 kadarıdır.

Küba’nın enerji kullanımı büyük ölçüde fosil yakıtlara dayalıdır.  Petrol ve doğalgaz toplam enerji arzının yaklaşık %80’ini oluşturmaktadır. Kömür kullanımının ihmal edilebilir mertebede olduğu söylenebilir. 2024 verileriyle günlük 115 bin varil mertebesinde petrol tüketimi ve 970 milyon m³ mertebesinde doğal gaz tüketimi bulunmaktadır. Küba, genel olarak net petrol ithalatçısı konumundadır. Doğal gaz, daha çok elektrik üretimi amacıyla kullanılmaktadır. Ancak ABD ile son yaşanan gerilimler sonucunda hayli önemli enerji kaynağı sıkıntısı çekilmektedir.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının payı hâlen düşük olup %4–5 civarında kalmaktadır. Yenilenebilir kaynaklar içinde biyokütle önde yer almakta olup %3’lük bir paya sahip olduğu ifade edilmektedir. Hayli az miktarlarda da olsa güneş, rüzgâr ve hidrolik kaynaklar da kullanılmaktadır. 2030’a kadar elektrik üretiminin yaklaşık dörtte birinin yenilenebilir kaynaklardan sağlanması hedeflenmektedir. Ülkede yatırımcı gereksinimi önem arz etmektedir. Ancak yenilenebilir enerji yatırımları, ülkenin enerji bağımsızlığını güçlendirebilir ve dışa bağımlılığı azaltabilir bir unsur olarak görülmektedir.

Küba’nın mevcut enerji altyapısı, ortalama 40 yılı aşkın süredir hizmet veren ve verimliliği %35’lerin altına düşen santrallerle giderilmeye çalışılmaktadır. Yeni sabit santral inşası, ise yatırım sorunları nedeniyle zor görünmektedir.

Türkiye–Küba ilişkilerine bakıldığında; Türkiye’den Küba’ya 2015 yılında yapılan ziyaret sonrasında bazı gelişmeler kendini göstermiştir. İlişkiler, özellikle enerji krizi ve ABD ambargosu bağlamında dayanışma ekseninde gelişmektedir. Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları ve resmî kurumlar, Küba’ya yönelik enerji ve sağlık desteği sağlamışlardır. Türk Büyükelçiliği de, Havana’da güneş enerjisi kullanımını hayata geçirerek, tam mesai düzenini sürdürebilmektedir.

Bir Türk şirketi kapsamında Karpowership’e ait yüzer enerji gemileri, 2019 yılından bu yana Küba’nın enerji ihtiyacının bir kısmını karşılamaktadır. Özellikle sağlık sektöründe elektrik kesintilerinden etkilenen hastanelere destek sağlamak hedeflenmektedir. 2026 yılı itibarıyla Küba’daki elektrik arzının yaklaşık %25’i Türk gemileri tarafından sağlanmıştır.

Karadeniz Holding tarafından yapılan açıklamada, Küba’ya sağlanan enerji desteğinin yeni bir yatırım değil, mevcut operasyonun yeniden devreye alınması olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca bu faaliyetlerin, uluslararası düzenlemeler çerçevesinde “Küba halkının temel ihtiyaçlarına doğrudan fayda sağlayan insani projeler” kapsamında değerlendirildiği belirtilmiştir.

ABD’nin Küba’ya uyguladığı ambargo ve Rusya’dan yakıt tedarikinde yaşanan zorluklar, Küba’nın enerji krizini derinleştirmiştir. Bu nedenle yüzer santraller, Küba için stratejik bir zorunluluk haline gelmiş olup son derece önem taşımaktadır.

Venezuela krizi: Küba’nın petrol ithalatında önemli aksamalara yol açmış bulunmaktadır. Yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşılması için yatırım ihtiyacı bulunmaktadır. Bu konuda yabancı sermaye kullanımı kritik önemde görülmektedir. Burada şunu da belirtmek gerekir ki; elektrik talebi, turizm sektörünün büyümesiyle giderek artmakta olup mevcut üretim kapasitesinin (ABD ile gerilim olmasa bile) yetersiz kalması sonucunu doğurmaktadır.

Bütün bunlardan ayrı olarak, ekonomik ve enerji politik açıdan önemli olan durum, Küba’nın Karayipler’deki enerji lojistiğinde sahip olduğu transit konum olmaktadır.  ABD, Meksika ve Venezuela’dan geçen enerji rotaları ülkenin stratejik değerini ve önemini artırmaktadır. Bir başka deyişle Küba, Karayiplerde jeopolitik olarak sahip olduğu konum itibariyle hem enerji politik yollar ve hem de ticaret rotaları açısından merkezi bir konumda yer almaktadır (Şekil 2).

Şekil 2 Küba Çevresindeki Enerji Deniz Yolları

Hemen fark edildiği üzere Meksika Körfezinin merkezi bir konumunda yer alması nedeniyle Küba çevresinde önemli bir enerji trafiği seyretmektedir. Zira Meksika Körfezi’nde, (körfeze kıyısı olan) ABD, Meksika, Venezuela, Guyan, Trinidad & Tobaga gibi önemli enerji rezervlerine sahip ülkeler bulunmaktadır. Bir başka deyişle söz konusu bu ülkeler önemli petrol ve LNG ihraç eden ülkeler arasında yer almaktadırlar.

Bu durum ise Karayiplerde, Küba çevresinde önemli bir enerji trafiğinin olmasına neden olmaktadır. Nitekim lojistik kapsamda Küba, kıyılarında “Stratejik Geçiş Noktaları” olarak nitelenen stratejik noktalara sahip bulunmaktadır (Şekil 2). Bu “Stratejik Geçiş Noktaları”ndan Florida Boğazı, Yucatan Boğazı ve Windward Geçidi özellikle bölge ülkeleri için enerji politik ve ekonomik rotalar açısından ayrı bir önem taşımaktadır.

Küba’nın tüm bu enerji trafiğini kontrol eder jeopolitiğe sahip olması, ABD başta olmak üzere çevresindeki ülkelerin ve global bağlamda bu ülkelerden enerji kaynağı ithal eden ülkelerin dikkatini Küba üzerine çekmektedir. Bu stratejik konum genel ticaret açısından da son derece önem arz etmektedir. Küba’nın siyasi rejiminin “planlı ekonomi” olması ve söz konusu stratejik geçiş noktalarının varlığı, bölgesel risk olarak görülmektedir.

ABD açısından Küba’ya bakıldığında; Küba’nın coğrafi konumu stratejik niteliktedir. Bilindiği üzere 2026 yılının ilk günlerinde ABD tarafından Venezüella’ya yapılan operasyonla Venezüella Başkanı’nın alınmasını takiben, ABD’nin bu ülkenin yeni yönetimiyle ülkenin enerji kaynakları üzerinde ABD’nin etkin olması yönünde anlaşmaların yapıldığı görülmüştür. Venezüella’nın sahip olduğu dünyanın en büyük petrol rezervi üzerinde ABD’nin etkin hale gelmesiyle Küba’nın Karayiplerdeki konumunun önemi daha da artmış ve ABD için kritik üstü hale gelmiş olmaktadır.

Halihazırda, Küba’nın enerji krizinin Karayiplerdeki enerji rotaları üzerinde doğrudan etkisi bulunmaktadır. Küba için Venezuela petrolünün kesilmesi, Meksika ve ABD üzerinden yeni enerji lojistik senaryoların gündeme gelmesine neden olmuştur. Bu bağlamda, Küba ile ilişkilendirilebilecek bazı kritik geçiş hatları söz konusudur. Bunlar, (yukarıda da belirtildiği üzere) ABD’den  Avrupa’ya yönelen enerji taşımacılığında kilit rol oynayan “Florida Boğazı”, Meksika Körfezi’nden çıkan petrol ve LNG rotalarının Küba çevresinden geçiş güzergahı üzerinde yer alan “Yucatan Boğazı” ile  Venezuela ve Trinidad & Tobago’dan gelen enerji sevkiyatın Atlantik’e açıldığı kapı olan “Windward Geçidi” olmaktadır (Şekil 2).

Ayrıca ABD’de son dönemlerde, kaya gazından doğal gaz üretimi hayli artmıştır. ABD 2010 yılından sonra da LNG ihracatı yapar hale gelmiş ve bu ihracat hızla artar olmuştur. ABD’nin LNG terminal limanları da en çok Meksika Körfezi kıyısında bulunmaktadır (Şekil 3). Bir başka deyişle ABD’nin giderek artan ve LNG ihraç limanlarından kalkan ilgili gemiler için Küba stratejik önem arz etmektedir.

Şekil 3 ABD’nin Enerji Terminalleri

Burada şunu da belirtmek yerinde olur ki; Karayipler ve Küba sadece enerji politik açıdan değil ekonomik olarak da son derece önemli bir konuma sahip bulunmaktadır (Şekil 4). Bu da dikkatlerin Küba üzerinde toplamasına neden olmaktadır.

Şekil 4 Karayiplerde Ticaret Yolları

Sonuç

Yukarıda anlatılanların ışığında, Karayipler Denizinde merkezi bir bölgede yer alan Küba’nın jeopolitik konumu tüm Meksika Körfezi ve Körfez çevresindeki ülkeler için önem arz etmektedir. Burada, ABD gibi küresel bağlamda monopolar güç olma iddiasındaki bir ülke için Küba kritik öneme haiz olmaktadır.

Öte yandan, Ocak 2025’te ABD’nin yeni Başkanının görevi devralmasıyla birlikte 19. Yüzyılın başlarındaki ABD Başkanı James Monroe’nun “Amerika Amerikalılarındır” anlayışını temel alan dış politika prensibini benimsediği ve kendisinin sıkça dile getirdiği “Make America Great Again (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap)” hedefi ile birleştirdiği görülmektedir. Böylelikle artık “Donroe Doktrini” olarak da betimlenen bu yeni versiyon doktrin ile ABD’nin menfaatlerini önceleyen, Amerika kıtasından başlayarak ABD’nin çıkarları doğrultusunda stratejik bölgelere atakları içeren bir konsept ortaya çıkmış görünmektedir.

Bu bağlamda, önce, Amerika kıtasındaki Kanada, Meksika, Grönland ve Latin ülkelerinin mercek altına alındığı gözlenmiştir. Söz konusu bölge ülkelerinden farklı ve çeşitli taleplerde bulunulduğu ve küresel ölçekte de ABD için sıkça gündeme alınan İran’a ataklar yapıldığı gözlenmiştir. Halen de böylesi gelişmeler yaşanmaktadır.

Nitekim ABD; Kanada, Meksika, Grönland’dan taviz içeren kazanımlar elde ettiği ve Venezüella’ya askeri bir atakla Başkanı’nın alınmasından sonra bu ülkeden önemli çıkarlar elde ettiği görülmüştür. Küresel bağlamda ABD tarafında İsrail’in de talebi ve teşvikiyle (dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervine sahip ilk beş ülkesi arasında yer alan) İran’a ataklar yapılmış ve halen de böylesi gelişmeler yaşanmaktadır. Tüm bu ülkelerle yaşanan gelişmelerin çok boyutlu olduğundan bahsedilebilirse de enerji-politik yönünün daima önde olduğu gözlenmektedir. Bu bağlamda ABD kıyılarına sadece yaklaşık 150 km kadar uzaktaki Küba hem enerji politik geçiş güzergahları ve hem de ticari rotaların üzerinde olması nedeniyle ABD için kritik üstü bir önem arz eder hale gelmiş bulunmaktadır.

Hal böyle olunca, ABD Küba ilişkileri giderek tırmanmaktadır. Küba’nın benimsemiş olduğu (yukarıda belirtilen) “planlı ekonomi” nedeniyle de ortak zeminde buluşulması zor görünmektedir. Nitekim, ABD Küba’ya enerji ablukası uygular hale gelmiştir. Özellikle Küba’nın başta gelen petrol tedarikçilerinden olan Venezüella üzerinde ABD’nin baskın etkinlik kazanmasıyla Küba’da petrol talebi karşılanamaz duruma kadar gelmiştir. Rusya ve Çin’in destek verme yönündeki girişimleri ise yetersiz kalmıştır. Bu durumda, Meksika Körfezi enerji güvenliği açısından, Küba’ya uygulanan ablukayla bu ada ülkesi adeta boğulma olarak nitelenebilecek krize girmiş bulunmaktadır.

Burada şunu da belirtmek gerekir ki; ABD tarafından Küba’ya petrol sağlayan ülkelerden gelen tüm mallara gümrük vergisi uygulanmasını öngören bir başkanlık kararnamesinin imzalanmasıyla birlikte Küba, tarihinin en ağır krizlerinden birini yaşar hale gelmiştir. Söz konusu uygulamalar nedeniyle, uzun elektrik kesintilerine neden olan bir enerji krizi baş göstermiştir. Adada sağlık başta olmak üzere temel hizmetler felç olurken eğitim faaliyetlerinin kısmen askıya alındığı, işten uzun süre izine çıkarmalar yaşanırken adaya uçuşların iptal edildiği ve günlük hayatın durma noktasına kadar gelmiş olduğu gözlenir olmuştur.

Tüm bu uygulamaların, “Donroe Doktrini”ne uygun olduğu ve de “Amiral Mahan Prensipleri” ile de uyuştuğu ifade edilmektedir. “Amiral Mahan Prensibi”, “Deniz Hakimiyet Teorisi”ne dayanmakta olup ABD’nin bir süper güç olmasında etkin olduğu prensipleri betimlemektedir. “Amiral Mahan Prensibi”ne göre; “Karayipler bölgesinin hayati önemde olduğu ve ABD’nin kendi güvenliği için Karayipler’in tamamının kontrolünü ele almak zorunda olduğu” ifade edilmektedir. Bu bağlamda,  Küba ile Florida arasındaki geçiş (Florida Boğazı) başta olmak üzere Karayiplerdeki geçiş yollarının kontrol altına alınması ABD çıkarları için hayati önem taşıyor olarak nitelenmektedir. Soğuk Savaş döneminde bu husus, güç dengelerinin gözetilmesi kapsamında Küba için gerçekleştirilememiştir. Günümüzde temel gereksinim olan enerji politik güzergahlar açısından ABD için Küba’nın “bir şekilde” ABD tarafından kontrol edilebilir olması gerekmektedir.

İlaveten şunu da belirtmek yerinde olacaktır ki; ABD’de Kasım seçimleri yaklaşırken, ABD Başkanı’nın bir “Başarı Hikayesine” ihtiyacı olduğu dile getirilmektedir. ABD’nin, İran ve Hürmüz Boğazı’nda istediği sonuçlara ulaşmakta zorlandığı bir dönemde kendisi için stratejik önem taşıyan Küba’yı gündeme alması da hayli muhtemel görünmektedir. Öz olarak belirtmek gerekirse günümüzde enerji politik; birçok konunun önüne geçip başat pozisyona gelmişken ABD için Küba, artık sadece ticaret yolları açısından değil enerji politik güzergahların kontrolü ve enerji güvenliğinin güvence altına alınması için vazgeçilemez nitelikte stratejik öneme sahip hale gelmiş bulunmaktadır. Bu bağlamda önümüzdeki süreçte Küba ile ilgili farklı gelişmelerin yaşanmasının olasılığı hayli yüksek görünmektedir. Küba’ya uygulanan ve adadaki hayatı felce uğratan böylesi abluka, Küba’da yaşanan ada tarihinin en ağır enerji krizi ve yansımalarıyla ekonomik ve sosyal krizin, dünyada enerji kaynakları ve enerji yollarının önemini ve jeopolitik manada oluşan çok boyutlu darboğazı yadsınamaz şekilde betimlemektedir.