İDO A.Ş. Genel Müdürü Dr. Murat Orhan: Çok yakında Yeşil Liman belgesi alacağız

Kabotaj Kanununun 100. Yılında düzenlenen Türkiye Denizcilik Zirvesi, denizciliğin geleceği ile ilgili önemli konuların gündeme getirildiği uluslararası bir organizasyon olarak tarihe geçti. Bu önemli organizasyonun anlam ve önemi ile ilgili görüşlerini almak için sorularımızı yönelttiğimiz İDO A.Ş. Genel Müdürü Dr. Murat Orhan, önemli açıklamalarda bulundu.  

Türkiye Denizcilik Zirvesi’ne katıldınız. Zirve ile ilgili bir değerlendirme alabilir miyiz?

Türkiye Denizcilik Zirvesi, bu yıl sadece sektörün mevcut durumunu değerlendiren bir organizasyon değil; denizciliğin ikinci yüzyılına yön verecek vizyonun konuşulduğu uluslararası bir platformdu. Kabotaj Kanunu’nun 100. yılında düzenlenmesi ise zirveye ayrı bir tarihsel anlam kazandırdı.

IMO, UNCTAD, BIMCO ve dünyanın önde gelen denizcilik kuruluşlarının temsilcilerinin aynı masada buluşması, artık denizciliğin yalnızca bir ulaştırma konusu olmadığını; ticaret, enerji güvenliği, iklim politikaları ve bölgesel kalkınmanın merkezinde yer aldığını bir kez daha gösterdi.

Zirvede özellikle yeşil dönüşüm, karbonsuzlaşma, dijitalleşme, yapay zekâ uygulamaları, deniz ticaretinin küresel krizlere karşı dayanıklılığı ve mavi ekonomi başlıklarında oluşan ortak vizyon son derece kıymetliydi. Çünkü artık başarı; yalnızca daha fazla gemi işletmekle değil, daha akıllı, daha sürdürülebilir ve daha dirençli sistemler kurabilmekle ölçülüyor.

İDO olarak biz de bu dönüşümün önemli bir parçasıyız. Deniz ulaşımını yalnızca iki nokta arasında yolcu taşıyan bir hizmet olarak görmüyoruz. Biz; şehirlerin sürdürülebilir ulaşım altyapısını güçlendiren, turizmi destekleyen, karbon emisyonunun azaltılmasına katkı sağlayan ve ülkeler arasında ekonomik ve kültürel bağlar kuran bir mobilite ekosistemi inşa ediyoruz.

Türkiye’nin denizcilikte sahip olduğu potansiyelin çok daha büyük olduğuna inanıyoruz. Bu zirvenin en önemli çıktısı da kamu, özel sektör ve uluslararası kuruluşların aynı gelecek vizyonunda buluşması oldu. Bu ortak aklın, Türkiye’yi Akdeniz ve Karadeniz havzasında denizcilik alanında çok daha güçlü bir konuma taşıyacağına inanıyorum.

Yapılan zirvede çevre hususları da gündeme geldi. İDO olarak bu konuda yaptığınız çalışmaları aktarır mısınız?

Sürdürülebilirlik bugün artık bir tercih değil, sektörümüz için operasyonel bir zorunluluk.

İDO olarak yıllardır çevresel etkimizi azaltacak yatırımları hayata geçiriyoruz. Düşük kükürtlü yakıt kullanımı, limanlarımızdaki enerji verimliliği uygulamaları, LED dönüşümleri ve kıyı elektrifikasyonu (shore power) gibi projelerle karbon ayak izimizi azaltmaya yönelik somut adımlar attık.

Ancak bizim bakış açımız bunun da ötesinde. Deniz ulaşımı, aynı anda yüzlerce aracı karayolundan çekerek trafik yoğunluğunu, karbon emisyonunu ve yakıt tüketimini azaltan doğal bir sürdürülebilirlik çözümüdür. Bir yolculuğun denize taşınması, sadece zaman kazandırmıyor; şehirlerin çevresel yükünü de hafifletiyor.

Aynı zamanda şirketimizde 6 terminalimiz sıfır atık belgesine sahip. Bu terminallerde yer alan işletmeler de bu sisteme otomatik olarak dahil olmuş oluyor. Çok yakında da Yeşil Liman belgesi alacağız. Bu bağlamda doğal kaynakların etkin kullanımına dikkat çeken çevreci bu uygulamayı hayata geçiren Türkiye’deki ilk kurum olacağız.

Önümüzdeki dönemde alternatif yakıt teknolojileri ve enerji verimliliği yatırımlarını yakından takip ederek filomuzu geleceğe hazırlamaya devam edeceğiz.

Akaryakıt fiyatlarındaki değişimin sektöre yansımasıyla ilgili bir değerlendirme alabilir miyiz?

Akaryakıt, deniz taşımacılığında en önemli maliyet kalemlerinden biri. Dolayısıyla küresel enerji piyasalarındaki her hareket sektörü doğrudan ciddi ölçüde etkiliyor.

Son dönemde Brent petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilme sektör açısından olumlu bir gelişme olsa da beklentimiz ölçüsünde bir düşüş olmadığı gibi kısa sürede yine yukarı yönlü bir ivmeye şahit olduk. Petrol fiyatlarındaki bu dalgalanma yalnızca maliyet baskısını azaltmıyor; aynı zamanda yatırım planlarının öngörülebilirliğini de zorlaştırıyor.

Ancak sektörün uzun vadeli dayanıklılığı, yalnızca petrol fiyatlarına bağlı olmamalı. Enerji verimliliği, dijital operasyon yönetimi ve alternatif yakıt teknolojileri önümüzdeki dönemin en önemli rekabet alanları olacak. Biz de İDO olarak operasyonel verimliliği artıran teknolojilere yatırım yaparak bu dalgalanmaların etkisini kısa vadede mümkün olmasa da gelecekte benzer krizlerin etkisini en aza indirmeyi hedefliyoruz.

Son yıllarda iklim değişikliği daha fazla etkisi göstermeye başladı. Bu değişimin deniz ulaşımına etkisiyle ilgili bilgi verir misiniz?

İklim değişikliğini artık geleceğe ait bir senaryo olmaktan çıktı, günlük operasyonlarımızın bir gerçeği olarak yaşıyoruz.

Daha sık görülen ani fırtınalar, kuvvetli rüzgârlar ve değişken deniz koşulları sefer planlamalarını doğrudan etkiliyor. Bu yıl mayıs ayına kadar görülen iklim dalgalanması sebebiyle, İDO tarihinde olmadığı kadar seferlerimiz olumsuz hava koşulları sebebiyle yapılamadı. Emniyet bizim için her zaman ticari kaygıların önündedir. Bu nedenle meteorolojik verileri gerçek zamanlı analiz ediyor, operasyonlarımızı bilimsel veriler ışığında yönetiyoruz.

Diğer taraftan iklim değişikliği, sektöre yeni bir sorumluluk da yüklüyor. Deniz taşımacılığı, doğru yatırımlarla karayoluna kıyasla çok daha düşük karbon salımı sağlayabilen ulaşım modellerinden biri. Bu avantajı daha etkin kullanabilmek için filoların yenilenmesi ve yeşil liman yatırımlarının hızlanması büyük önem taşıyor. Daha önce de bahsettiğim gibi, Yeşil Liman konusunda sektöre yön veren öncü firmalardanız. Gerekli başvuruları yaptık ve büyük ölçüde yakın zamanda bu belgeyi alacak Türkiye’deki ilk şirket olacağız.

Yapılan zirvede deniz taşımacılığına olan ilgi konusuna değinildi. Türk halkının deniz taşımacılığına ilgisiyle ilgili yorumlarınızı alabilir miyiz?

Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olmasına rağmen, uzun yıllar boyunca ulaşım planlamasında denizin potansiyelini tam anlamıyla kullanamadı.

Ancak son yıllarda bu algının değiştiğini görüyoruz. İnsanlar artık yalnızca daha hızlı değil; daha konforlu, daha güvenli ve daha sürdürülebilir ulaşım seçeneklerini tercih ediyor.

İDO olarak yalnızca 2026 yılında milyonlarca yolcuyu emniyetli bir şekilde taşıyoruz. Marmara Bölgesi’ndeki güçlü ağımızın yanı sıra Ege’de geliştirdiğimiz uluslararası hatlar da deniz ulaşımına olan talebin her geçen yıl arttığını gösteriyor. Tüm bu gelişmelere rağmen, ülkemizde deniz taşımacılığı henüz beklenen seviyelerde değil. Karayolu alışkanlığını değiştirmek biraz daha zaman istiyor açıkçası.

İDO olarak Ege Denizi’ndeki Yunan adalarına da seferler başlattınız. Bu seferlere olan ilgiyi aktarır mısınız?

Ege operasyonlarımız, İDO’nun son yıllardaki en önemli büyüme alanlarından biri oldu.

Bugün Türkiye ile Yunanistan arasında yalnızca yolcu taşımıyoruz; iki ülke arasında turizm, kültür ve ekonomik etkileşimi güçlendiren yeni bir köprü kuruyoruz.

2026 sezonunda operasyon kapasitemizi yaklaşık yüzde 35 artırdık ve 10 gemiyle 10 farklı hatta hizmet vermeye başladık. Midilli, Sakız, Samos, Rodos, Leros, Patmos gibi destinasyonlara yönelik ilgi beklentilerimizin üzerinde seyrediyor. Erken rezervasyon oranları da bunu net şekilde gösteriyor.

Kapıda vize uygulamasının devam etmesi ve ulaşımın kolaylaşmasıyla birlikte Ege’nin iki yakası arasındaki hareketliliğin önümüzdeki yıllarda çok daha güçlü büyüyeceğine inanıyoruz. Bu yıl hedefimiz 350 bin yolcu taşımak. Satış rakamlarına baktığımızda 250bini şimdiden aşmış bulunmaktayız. Yeni hatlar ve yeni iş modellerinin yanı sıra; artık web sitemiz Pazar yeri haline geldi. Feribot bileti yanı sıra, tatilcilerin tüm ihtiyacı olan seyahat sağlık sigortası, e-sim (internet ihtiyaçları için), araç kiralama hizmetleri sunuyoruz. Yanı sıra; otel ve transfer de önümüzdeki yıl web sitemizden satışa sunuluyor olacak.

İDO olarak 2026 yılı değerlendirmesi alabilir miyiz?

2026, iklim ve petrol krizi gibi global çapta yıkıcı krizlere rağmen, İDO açısından büyümenin yalnızca rakamlarla değil, stratejik açılımlarla ve yeni uygulamalar ile de öne çıktığı bir yıl oldu.

Marmara’daki güçlü operasyonlarımızı sürdürürken, uluslararası hatlarımızı genişlettik ve Ege’deki varlığımızı önemli ölçüde büyüttük. Ek hizmetler ve stratejik iş birlikleri ile ürün çeşitliliğimizi artırdık ve pazara daha kapsayıcı çözümler sunduk. Aynı zamanda dijital müşteri deneyimi, operasyonel verimlilik ve hizmet kalitesi alanlarında önemli yatırımlar gerçekleştirdik.

Bugün İDO yalnızca bir feribot işletmecisi değil; ulaşımı turizm, teknoloji ve hizmet deneyimiyle buluşturan entegre bir mobilite markasına dönüşüyor.

Önümüzdeki dönemde de sürdürülebilir büyüme, uluslararası açılım ve yolcu deneyimini geliştirmeye yönelik yatırımlarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.

İDO’nun daha fazla noktaya taşımacılık yapması için kamudan beklentilerinizi aktarır mısınız?

Türkiye’nin deniz ulaşımında çok daha büyük bir potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz.

Bu potansiyelin hayata geçebilmesi için kamu ve özel sektörün ortak vizyonla hareket etmesi büyük önem taşıyor. Liman altyapılarının geliştirilmesi, mevcut iskelelere erişimin kolaylaştırılması, yeni iskele yatırımlarının hızlandırılması, dijital sınır geçiş süreçlerinin yaygınlaştırılması ve çevreci filo yatırımlarını teşvik edecek mekanizmaların güçlendirilmesi sektörün gelişimine önemli katkı sağlayacaktır.

Deniz ulaşımı yalnızca bir ulaşım alternatifi değildir; şehirlerin trafik yükünü azaltan, turizmi destekleyen, bölgesel kalkınmayı hızlandıran ve karbon emisyonunu düşüren stratejik bir altyapıdır. Bu nedenle, alternatif ulaşım modları ile bir bütün olarak değerlendirilecek tamamlayıcı ulaşım modeline ihtiyaç var. Yani kara ve deniz yolunun tarifelerinin örtüşecek şekilde aktarma yapılması vb. modeller ile şehir trafiğinin daha dengeli dağıtılması üzerinde çalışmalar yapılmalıdır.

Biz İDO olarak, kamu kurumlarımızla iş birliği içinde Türkiye’nin denizcilik potansiyelini daha ileriye taşıyacak her projede sorumluluk almaya hazırız. Hedefimiz, denizi yalnızca iki kıyıyı birbirine bağlayan bir ulaşım koridoru olmaktan çıkarıp, ekonomik büyümenin ve sürdürülebilir kalkınmanın en güçlü taşıyıcılarından biri haline getirmektir.