Gülman Group Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Polat Gülman: COP31 ile birlikte Türkiye küresel yeşil dönüşüm ekosisteminin kalbinde

Sürdürülebilir kalkınmanın önemle üzerinde durulduğu bir dönemdeyiz. Bu doğrultuda yapılan çalışmalar geleceğimiz için sağlıklı adımlar atamamızı sağlayacaktır. Yaklaşan COP31 Türkiye, bu konuda atılacak adımların belirleneceği bir organizasyon olarak karşımıza çıkıyor. COP31 Türkiye ile ilgili görüşlerini almak için sorularımızı yönelttiğimiz Gülman Group Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Polat Gülman, Antalya’da düzenlenecek zirveyle birlikte Türkiye’nin küresel yeşil dönüşüm ekosisteminde daha kuvvetli bir şekilde konumlanacağını ifade etti.

COP31 Türkiye İklim Zirvesi’nin ülkemizde gerçekleştiriliyor olmasının önemi ile ilgili düşüncelerinizi aktarır mısınız?

Türkiye’nin COP31 gibi büyük bir uluslararası organizasyona ev sahipliği yapacak olmasını her şeyden önce bir diplomatik başarı olarak değerlendiriyorum. Dünya ekonomileri hiç olmadığı kadar kırılgan bir dönemden geçiyor. Küresel sermaye akışları yeniden yapılanıyor. Bu yapılanmada yeşil ekonomi, yeşil dönüşüm, döngüsel ekonomi ve sabırlı sermaye yatırımları olarak tanımladığımız sürdürülebilir altyapı projeleri bugünün ve geleceğin yatırım ekosistemini şekillendiren kritik kavramlar arasında yer alıyor. Böyle bir dönemde Antalya’da düzenlenecek olan bu zirvenin iklim hedeflerinin tartışıldığı bir platform olmakla kalmayıp; çok daha geniş bir perspektifte başta finans mekanizmaları olmak üzere yeşil dönüşümü mümkün kılacak tüm araçların, iş dünyasına dair fırsatların ve engellerin tartışılacağı bir alan olacağına inanıyorum. Pek çok müzakerenin yapılacağı, ortak kararların alınacağı ve belki de yeşil dönüşüm odağında dünya ekonomisinin gidişatına yön verecek hararetli tartışmaların olacağı böyle bir ortamda Türkiye’nin ev sahipliğini ülkemiz açısından çok önemli bir fırsat olarak görüyorum. Bu zirveyle birlikte Türkiye’nin küresel yeşil dönüşüm ekosisteminin kalbinde, aktif bir operasyon ve cazibe merkezi olarak daha kuvvetli bir şekilde konumlanacağına inanıyorum.

İklim politikalarının ulusal kalkınma planlarına etkisi ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Büyüme hedefi olan, gelişmiş ya da gelişmekte olan her ülkede iklim politikaları büyüme modelinin ana omurgası olmak durumunda. Dış ticarette rekabet avantajını ve mevcut pazarlarını korumak isteyen bir ülke, makroekonomik planlamalarında iklim hedeflerine uyumlu bir yol izlemek mecburiyetinde. Nitekim pek çok ülke ulusal kalkınma stratejilerinde sanayinin karbonsuzlaşmasını, yenilenebilir enerji arz güvenliğini ve iklim risklerine karşı altyapı dayanıklılığını temele alan; iklim ve çevreyi de hesaba katan bir bakış açısı geliştirmeye çalışıyor. Ucuz ve sürdürülebilir uluslararası sermayeyi çekerek uzun vadeli değer yaratan bir ekonomi olmanın yolu da buradan geçiyor. Zira, küresel sermaye Sınırda Karbon Düzenlemesine bağlı ticari bariyerler ya da çevre, toplum ve iyi yönetişim (ESG) odaklı öncelikler nedeniyle artık yüksek emisyonlu geleneksel girişimlere daha çekimser yaklaşıyor.

Gülman Group olarak sürdürülebilir şehirler amacı doğrultusunda yaşam alanları hayata geçirdiniz. Konu ile ilgili bilgi alabilir miyiz?

Biz Gülman Group olarak yaklaşık üç çeyrek asırdır Türkiye ekonomisine katkı sunuyoruz. Başlangıç noktamız dış ticaret olsa da büyümemizde asıl itici güç gayrimenkul sektörü. Yatırımcı kimliğimizle sektördeki ilk nitelikli yaşam alanlarına imza atarak, şehirlerimize değer katan işleri hayata geçirdik. Her zaman dünyadaki gelişmeleri, değişimi ve dönüşümü yakından takip ettik. Yenilikleri sektörümüze taşımayı görev bildik. Bu çabamız hala devam ediyor. Uluslararası taahhütlerimizle de kendi alanımızda önemli bir fark yarattığımıza inanıyoruz.

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndan “Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar” (SDG 11) hedefini gayrimenkul yatırım stratejimizle uyumlu bir şekilde süreçlerimize entegre ediyoruz. UN Global Compact imzacısıyız. Taahhüt ettiğimiz vizyon doğrultusunda doğa dostu ve çevreye duyarlı bir yapılaşma modelini benimsiyoruz. Yüksek enerji ve su verimliliğine sahip binalarla ekolojik ayak izimizi azaltmayı, teknoloji entegrasyonu ve bilinçli kaynak kullanımıyla binaların çevresel performansını artırmayı öncelik kabul ediyoruz. Geleneksel gayrimenkul anlayışının ötesine geçerek dönüşen kent ihtiyaçlarına yanıt veren lojistik depolar, veri merkezleri ve mikro konutlar gibi sürdürülebilir, yüksek altyapılı ve insan odaklı projelerle nitelikli kentleşmeye katkı sağlamak için çalışıyoruz. Bu yaklaşımımız sadece Türkiye’deki projeler için değil, yurtdışındaki işlerimizde de geçerli. Örneğin İsveç merkezli Studentbostäder i Norden ortaklığıyla Kuzey Avrupa’da 6.500’ü aşkın odayla kaynak verimliliği yüksek öğrenci konutları sunuyoruz. İtalya’da doğayla entegre, düşük yoğunluklu konut projelerine imza atıyoruz.

Enerji verimliliği alanında yatırımlarınızdan bahseder misiniz?

Biz yatırımcısı olduğumuz her gayrimenkul projesinde enerji verimliliğini bir hedef olarak en ön sıraya koyuyoruz. Bunun yanı sıra ülkemizin geleceği açısından enerji verimliliği yüksek yeşil lojistik depolar ile veri merkezlerine yatırım yapıyoruz. Girişim sermayesi şirketimiz Gülman Ventures aracılığıyla fonlar üzerinden gayrimenkul teknolojileri (proptech) ve sürdürülebilir yaşam çözümleri üreten start-up’ları destekliyoruz. Bu bütüncül yaklaşımla, çevresel ayak izini azaltan ve kaynak verimliliğini merkeze alan çağdaş yaşam alanlarını küresel ölçekte inşa etme kararlılığımızı ortaya koyduğumuzu söyleyebilirim.

Ekonominin döngüsel modele geçişinin geleceğimize etkisi ile ilgili öngörülerinizi aktarır mısınız? Dünyadaki hammadde kısıtlarını ve iklim krizinin etkilerini dikkate aldığımızda küresel ekonominin döngüsel bir modele geçişinin bir tercih değil, zorunluluk olduğunu söylemek mümkün. Ancak bu dönüşüm elbette kolay ve hızlı olmayacak, olmuyor da ama ilerleyen bir süreç olduğu da kesin. Örneğin AB Döngüsel Ekonomi Eylem Planı’ndaki sert regülasyonlar, dijital ürün pasaportları ve atık yönetimi teknolojilerindeki ilerlemeler dönüşümü hızlandıran unsurlar. Bu cephede yaşanan gelişmeler ürün ömrünü uzatmak, hammadde bağımlılığını azaltmak ve tedarik zincirlerini yerelleştirmek gibi ciddi fırsat pencereleri yaratıyor. Etkiyi çoğaltan asıl güç ise yenilikçi iş modelleriyle toplumsal ve çevresel faydayı kârlılıkla birleştiren sosyal girişimler. Döngüsel ekonomi odaklı sosyal girişimlere ve erken aşama girişim sermayelerine (VC) yönlendirilen etki yatırımlarının sayısı giderek artıyor. Döngüsellik; finansal getiri ile ölçülebilir sosyal/çevresel etkiyi aynı potada eriten, riski azaltılmış ve uzun vadeli değer yaratan rasyonel bir yatırım stratejisi olarak önümüzdeki dönemde daha fazla yatırımcının ajandasında yer edecek bir konu.