Sigortacılıkta yeni döneme işaret eden Quick Sigorta Genel Müdürü Eyüp Özsoy: Riski öngören, teknoloji kullanan, güven üreten bir yapı

2026 yılının önemli halka arzlardan birini gerçekleştiren Quick Sigorta yatırımcılardan yüksek talep alarak bu süreci tamamladı. Halka arz ile birlikte sorumluluklarının arttığına değinen Quick Sigorta Genel Müdürü Eyüp Özsoy, daha geniş bir yatırımcı kitlesine karşı şeffaf, sürdürülebilir büyüme ilkeleri doğrultusunda değer yaratmaya devam edeceklerini vurguladı.

İklim değişikliği ve COP31’in Antalya’da yapılması sigorta sektörüne nasıl yansıyacak?

İklim değişikliğini artık yalnızca çevresel bir sorun olarak değerlendirmek mümkün değil; doğrudan ekonomiyi, finansal piyasaları ve doğal olarak da sigorta sektörünü derinden etkileyen stratejik bir risk alanından bahsediyoruz. Sel, fırtına, dolu, aşırı sıcaklar veya orman yangınları gibi afetlerin sıklığı ve şiddeti giderek artıyor. Bu durum, sigortacılığın risklere bakış açısını da kökten değiştiriyor. Sektör olarak görevimiz artık yalnızca hasar oluştuktan sonra tazminat ödemek olamaz. Asıl odak noktamız riski önceden görmek, doğru ölçümleyip fiyatlamak ve mümkün olduğunca hasar gerçekleşmeden riskin azaltılmasına katkı sunmak.

Bu bağlamda COP31’in 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleşecek olmasını Türkiye adına çok kıymetli bir fırsat olarak görüyorum. Sigorta sektörü, iklim krizinin yarattığı ekonomik tahribatla mücadelede en kritik aktörlerden biri konumunda. Önümüzdeki dönemde sektörümüzün ana gündem maddelerini iklim risklerinin ölçümlenmesi, afet dayanıklılığı, sürdürülebilirlik ve sigortalılık oranlarının artırılması oluşturacak. Şunu özellikle vurgulamak isterim ki iklim değişikliği risklerini sigortalamak ne kadar önemliyse, toplumun bu risklere karşı genel dayanıklılığını artırmak da sigortacılığın asli sorumlulukları arasında yer alıyor.

Quick Sigorta olarak halka arz gerçekleştirdiniz. Yatırımcıların ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halka arz bizim açımızdan önemli bir eşikti. 29–30–31 Temmuz tarihlerinde 76,60 TL sabit fiyatla gerçekleştirdiğimiz halka arz yaklaşık 3,7 milyar TL büyüklüğe ulaştı. 589 bin 692 yatırımcıdan talep geldi ve halka arz edilen payların 1,21 katı talep oluştu. 6 Ağustos itibarıyla da QUICK koduyla Borsa İstanbul’da işlem görmeye başladık.

Bu ilgi elbette bizi memnun etti. Çünkü yatırımcı aslında yalnızca bugünkü finansal tablonuza bakmıyor. Şirketin geçmişine, nasıl yönetildiğine ve bundan sonra nereye gidebileceğine de bakıyor. Biz gelen talebi Quick Sigorta’nın bugüne kadar oluşturduğu iş modeline ve önündeki büyüme potansiyeline duyulan güvenin bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz. Ama halka arz tamamlandı, işimiz bitti diye de bakmıyoruz. Tam tersine yeni bir sorumluluk başladı. Artık çok daha geniş bir yatırımcı kitlesine karşı şeffaflık, sürdürülebilir büyüme ve değer yaratma sorumluluğumuz var. Bundan sonraki performansımız bu güvenin karşılığını ne ölçüde verebildiğimizi gösterecek.

Halka arz sonrası elde edilen kaynakla hangi yatırımları yapmayı planlıyorsunuz?

Öncelikle halka arzla birlikte sermaye yapımızı daha da güçlendirmiş olduk. Bu kaynak bize büyüme açısından önemli bir hareket alanı sağlıyor ama burada nasıl büyüdüğünüz, ne kadar büyüdüğünüz kadar önemli. Sermaye yeterliliğimizi ve sigortacılık kapasitemizi güçlendireceğiz. Teknoloji ve dijital altyapı yatırımlarımız devam edecek. Finansal sigortalar gibi hem uzmanlığımızın hem de büyüme potansiyelinin yüksek olduğu alanlarda kapasitemizi artırmak da önceliklerimiz arasında.

Biz sürekli “Sadece daha fazla poliçe üretmenin tek başına bir anlamı yok.” diyoruz. Doğru riski seçmeniz, doğru fiyatlamanız ve hasarı iyi yönetmeniz gerekiyor. Veri burada çok önemli. Teknoloji de aynı şekilde. Dolayısıyla halka arz kaynağını büyümeyi finanse eden bir kaynak olarak görürken aynı zamanda şirketin teknoloji, insan kaynağı ve ürün geliştirme kabiliyetini ileri taşıyacak bir yatırım imkanı olarak değerlendiriyoruz.

Quick Sigorta açısından 2026 yılını nasıl değerlendiriyorsunuz?

2026 bizim için birçok açıdan önemli bir yıl oldu. Bir taraftan operasyonel büyümemizi sürdürdük, diğer taraftan halka arzı tamamladık ve şirketin kurumsal gelişiminde yeni bir aşamaya geçtik. Bundan sonra bizim açımızdan büyümenin niteliği daha fazla öne çıkacak. Çünkü belli bir ölçeğe geldikten sonra sadece prim üretimine bakarak şirket yönetemezsiniz. Teknik kârlılık, sermaye yeterliliği, portföyün kalitesi, hasar yönetimi ve operasyonel verimlilik birlikte değerlendirilmek zorunda.

Quick Sigorta’nın finansal sigortalarda önemli bir deneyimi oluştu. Teknoloji tarafında yıllardır yatırım yapıyoruz. Acente ağımız çok güçlü. Şimdi bunlara halka arzla birlikte daha güçlü bir sermaye yapısı da eklendi. Dolayısıyla 2026’yı yeni bir ölçeğe geçtiğimiz yıl olarak görüyorum. Bundan sonraki mesele bu ölçeği sağlıklı ve sürdürülebilir biçimde yönetebilmek.

Yapay zeka ve teknolojik gelişmeler sigorta sektörünü nasıl değiştirecek? Quick Sigorta’nın bu alandaki yatırımları neler?

Yapay zeka sigortacılığı ciddi biçimde değiştirecek. Bundan artık çok fazla şüphe yok. Ama bence konuya yalnızca maliyetleri düşürmek ya da bazı operasyonları otomatikleştirmek açısından bakmak yanlış olur. Sigortacılık büyük ölçüde veri üzerine kurulu bir iş. Riski anlamaya, olasılık hesaplamaya ve doğru fiyatı bulmaya çalışıyorsunuz. Elinizdeki veriyi daha iyi analiz edebildiğiniz ölçüde de daha doğru karar verebiliyorsunuz. Yapay zekanın esas etkisini burada göreceğiz. Risk analizi ve fiyatlamadan hasar yönetimine, suistimal tespitinden müşteri hizmetlerine kadar çok geniş bir alan var. Örneğin; bir hasar dosyasını eskisine göre çok daha hızlı analiz edebilir, anormal davranışları daha erken tespit edebilir veya müşterinin ihtiyacına daha uygun bir ürün geliştirebilirsiniz.

Quick Sigorta’nın kuruluşundan beri teknoloji tarafında güçlü bir iddiası var. Biz teknolojiyi ayrı bir departmanın yaptığı iş gibi değerlendirmiyoruz. İş yapış şeklimizin içine yerleştirmeye çalışıyoruz. Bence önümüzdeki dönemde sigorta şirketleri arasındaki rekabetin önemli bir bölümü de burada yaşanacak. Fiyat her zaman önemli olacak ama tek başına yeterli olmayacak. Riski kim daha iyi okuyabiliyor, hasarı kim daha hızlı yönetebiliyor, veriden kim daha doğru sonuç çıkarabiliyor? Asıl farkı bunlar yaratacak.

Kentsel dönüşüm projelerinin arttığı bir dönemde Quick Sigorta olarak Bina Tamamlama Sigortası’nda gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bina Tamamlama Sigortası bizim üzerinde uzun süredir çalıştığımız ve çok önem verdiğimiz bir alan. Türkiye’nin deprem gerçeğini konuşuyorsak kentsel dönüşümü de konuşmak zorundayız. Kentsel dönüşümü konuştuğumuzda ise karşımıza ilk çıkan meselelerden biri güven. Vatandaş evini dönüşüme verdiğinde çok doğal olarak “Ben bu evi tekrar teslim alabilecek miyim?” diye düşünüyor. Çünkü geçmişte tamamlanamayan projeler nedeniyle ciddi mağduriyetler yaşandı. Bina Tamamlama Sigortası tam bu noktada devreye giriyor.

Quick Sigorta’nın ürün yapısında 6306 sayılı Kanun kapsamındaki kentsel dönüşüm projelerinin yanında ön ödemeli konut satışları ve serbest yapılar da bulunuyor. Burada çoğu zaman gözden kaçan önemli bir nokta var. Bina Tamamlama Sigortası sadece bir proje yarım kaldığında ödeme yapan bir ürün değil. Sigorta şirketi daha teminat vermeden önce projeyi inceliyor. Müteahhidin mali yapısına, projenin fizibilitesine ve projenin tamamlanabilirliğine bakıyor. Yani risk kontrolü daha en başta başlıyor. Bu ürünün en değerli taraflarından biri de bu. Sigortacı proje tamamlanamadığında ortaya çıkan zararı karşılayan kurum olmanın ötesine geçiyor ve daha başlangıçta projenin risklerini değerlendiren taraflardan biri haline geliyor.

Türkiye’de kentsel dönüşümün hızlanması gerektiği konusunda sanırım herkes hemfikir. Ama hızlı dönüşüm kadar güvenli dönüşüme de ihtiyacımız var. İnsanların yıllarca çalışıp sahip oldukları evlerini dönüşüme verirken kendilerini güvende hissetmeleri gerekiyor. Quick Sigorta olarak bu alanda önemli bir deneyim biriktirdik. Bundan sonraki hedefimiz Bina Tamamlama Sigortası’nın özellikle kentsel dönüşüm projelerinde daha yaygın kullanılması. Ben zaman içerisinde bunun kentsel dönüşüm mekanizmasının doğal parçalarından biri haline geleceğini düşünüyorum.