ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer: Atık konusunda yeterli veriyi ortaya koyamazsak önlem alamayız.
Otuz beş yıllık deneyimiyle döngüsel ekonomi ve iklim değişikliğiyle mücadele eden ÇEVKO Vakfı, önemli projelere imza atıyor. COP 31 Zirvesi yaklaşırken bir araya geldiğimiz ÇEVKO Vakfı (Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı) Genel Sekreteri Mete İmer, Türkiye’nin 2025 yılında emisyon seviyesinin arttığına vurgu yaparak atık yönetimiyle ilgili önemli bilgiler paylaştı.
Kasım ayında COP 31 Zirvesi Türkiye’de gerçekleştirilecek. Zirve ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz?
Bu boyutta bir uluslararası çevre etkinliğinin Türkiye’de gerçekleşecek olması toplumumuzda ve dünyada iklim krizi konusunda farkındalığın artması bakımından çok önemlidir. Çünkü maalesef iklim kriziyle mücadelede işler pek iyi gitmiyor. Bundan 10 yıl önce Paris’te gerçekleşen zirvede ortaya çıkan Paris İklim Anlaşması’nda belirlenen hedefler vardı, dönüşümler için finansal katkılar gerekiyordu fakat istenilen seviyeye halen çıkamadık. ÇEVKO Vakfı olarak biz de yurt dışında bu zirvelere katıldık ve çevre konusunda atılan adımların istenilen hızda ilerlemediğini gördük. Son yayımlanan veriler de bunu gösteriyor. Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi JRC’nin 2025 yılıyla ilgili raporunda sera gazı salımlarındaki artış, dünyada %0,7 oranında olmuş. 2025’te dünyada 62 ülkede emisyonlar azalırken 146 ülkede artmış. Türkiye’ye baktığımızda da artışın devam ettiğini görüyoruz. Türkiye dünyada en fazla emisyon yapan 14. ülke düzeyine yükselmiş ve Türkiye’de 2025 yılında sera gazı emisyonları %4,16 artmış. Bu açıdan COP31 öncesinde ve sonrasında, dünyada ve ülkemizde, iklim krizi ile mücadele konusunda çalışmaların artması gerekiyor.
Emine Erdoğan ABD’de sıfır atık çalışmalarını aktardı. Bu konuda Türkiye başarılı olamadı mı?
Bizim uzmanlık alanımız olduğu için bu soruya cevap verebilirim. Avrupa’da sıfır atığı döngüsel ekonomi modelinin bir sonucu olarak görürler. Yani döngüsel ekonomiye geçildiği takdirde atıkları mümkün olduğu kadar azaltmak, kaynak halinde bunları tekrar ekonomiye kazandırmak mümkün olmaktadır. Avrupa 15 yıldır döngüsel ekonomiye geçiş üzerinde çalışıyor ve bu modelin yaşama geçirilmesi konusunda çok yol aldı. Türkiye de sıfır atık söylemini sahiplendi; Birleşmiş Milletler’de dile getirdi ve dünyada bu konuda farkındalık yaratmakta başarılı oldu. Ülkemizde “Sıfır Atık”ın sahada uygulanmasını değerlendirmek için ise veriye gereksinimimiz var. Gerek duyulan veriler, belediyelerin bu atıkları kaynağında ayrı toplaması, toplanan atıkların geri dönüşüm tesislerinde değerlendirilmesi ve tekrar döngüsel ekonomiye kazandırılması ile ilgili veriler. Türkiye’de organik atıklar ciddi bir yer tutuyor. Sıfır atığa ulaşabilmek için çöp denilen meyve atıklarının, yeşil atıkların da toplanarak kompostlama sistemiyle gübre haline getirilmesi gerekli. Türkiye’de halen bunu yaygın olarak göremiyoruz. Atık konusunda yeterli veriyi ortaya koyamazsak önlem alamayız. Bize göre atık yönetiminde başarılı olabilmek için belli bir sisteme gereksinimimiz var.
Nasıl bir modelden bahsediyoruz? Halk olarak biz yeterli bilince sahip değil miyiz?
Türkiye ambalaj atıklarının geri dönüşümü konusunda deneyimsiz değil aslında. ÇEVKO Vakfı 1990’lı yıllarda kuruldu. O yıllardan başlayarak tek amacımız halkın ambalaj atıklarını kaynağında ayrı bir şekilde biriktirip geri dönüştürülmesini sağlayacak bir sistemi oluşturmaktı. Bununla ilgili bilinçlendirme, farkındalık eğitimleri verdik. Belediyelerle ambalaj atıklarının kaynağında ayrı toplanması ile ilgili çalışmalar yaptık. Avrupa Birliği mevzuatına uyum sürecinde, 2005 yılında yürürlüğe giren Ambalaj ve Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği, bu konuda aktörleri ve sorumlulukları belirleyen çerçeveyi çizdi ve bu yönetmelik 15 yıl boyunca aktif olarak uygulandı. Tüketicilerin, sanayi kuruluşlarının, belediyelerin, lisanslı firmaların katılımı ve sistemin finansmanı önemli. Bizim bu konuda uygulanabilir bulduğumuz model Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu modeli. Bu model Avrupa ve ötesinde 30 ülkede başarıyla uygulanıyor. ÇEVKO Vakfı’nın da üyesi olduğu çevre örgütleri sayesinde oradaki çalışmaları izliyoruz. Burada önemli iki husus var; birincisi veri toplamak, ikincisi ise sanayi kuruluşlarını bu işlere dahil etmek. Bireylerin, halkın katılımına gelince, halkın sisteme katılımı kolay olmalı; tüketici basitçe ne yapması gerektiğini bilmelidir. Ancak sadece atık yönetimi konusunda bilgi sahibi olmak yetmez, bu bilgileri günlük yaşamda uygulamak gerekir. Biz Vakıf olarak, kuruluşumuzdan itibaren, bireylerde geri dönüşümün alışkanlık haline gelmesi, ülkemizde geri dönüşüm kültürünün oluşması için çaba harcıyoruz.
Avrupa’da ambalaj atıkları toplanılıyor fakat Türkiye’ye geri dönüşüm yapılsın diye gönderiliyor. Bu işi Türkiye mi üstlendi?
Türkiye’de geri dönüşümde ciddi bir altyapı var ve bu yönde çok sayıda tesis kuruldu. Fakat bu tesislerin hammaddeye; geri dönüştürülecek atığa ihtiyacı var. Türkiye’de ambalaj atıkları yeterli miktarda toplanamadığı için geri dönüşüm firmaları da ihtiyaçlarını Avrupa’dan karşılıyor. Burada büyük resmi görecek olursak bu gelen malzemeler ekonomik olarak değerlendirilmek üzere Türkiye’ye geliyor. Fakat, Avrupa da artık bu geri dönüşümü kendi içinde yapmak istiyor. Bu nedenle atık sevkiyatına kısıtlamalar getiriyor. Türkiye 86 milyonluk nüfusuyla oluşan ciddi miktardaki atığını geri dönüştürebilmeli. Belediyeler ambalaj atıklarını kaynağında ayrı toplayabilmeli ve geri dönüşüm tesislerine ulaştırabilmeli. Bu süreçlerde maliyetlerin karşılanması için sanayinin desteği, yasal düzenlemelerin uygulanması için kamu otoritesinin denetim ve yaptırımları önem kazanıyor.
Siz ÇEVKO Vakfı olarak proje geliştiriyor musunuz?
Evet, biz uzmanlık alanlarımızla ilgili projeler geliştiriyoruz. Örneğin, cam ambalaj atıklarının otel, restoran ve kafelerden toplanıp geri dönüşüme sevk edilmesi konusunda Pendik Belediyesi ile “Camkurtaran” projesini uyguluyoruz. Tüketim sonrası plastik atıklarının toplanıp geri dönüştürülmesi ile ilgili olarak beş yıldır gönüllü sanayi kuruluşları ile çalışıyoruz. Toplumda farkındalık oluşturmak için üye kuruluşlarımızla çeşitli temizlik ve eğitim projeleri yaşama geçiriyoruz.
Bazı bölgelerde plastik atıklarına 1 TL veren sistemler geldi ve öğrencilerin bu geri dönüşümü yaptığı görüyoruz.
Burada önemli olan tüm paydaşlarda geri dönüşüm, kaynakta ayrı biriktirme, toplama ve geri dönüşüm alışkanlığının oluşması ve bu işin finansmanı için sürdürülebilir bir model uygulanması. Benim biraz önce vurguladığım gibi, bizim bu konuda başarıyla uygulayabileceğimiz model Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu modelidir. Bireyler açısından, maddi bir beklentiye girmek yerine “bu atıkları ayrı biriktirirsem veya geri dönüşüm kumbarasına atarsam ülkem için fayda sağlamış olurum” diyebilmek önemlidir.
Çevre ve Şehircilik Bakanı depozitolu sisteme geçişi önerdi, bu geçiş sorunları çözer mi?
İçecek ambalajları için kurulmakta olan depozito sistemini önemsiyoruz ve bu sistemin başarılı olması için ilgili kurumlarla iş birliği yapıyoruz. Depozito ile ilgili alt yapının oluşturulması, yeterli sayıda depozito iade merkezi kurulması, atıkların bu merkezlerden verimli bir şekilde toplanması, katılımın artması, yurttaşların teşvik bedeli olarak almakta oldukları bedelin depozito bedeli haline gelmesi için çalışılması gerekiyor. Diğer yandan, içecek ambalajları, tüm ambalajların yaklaşık %25’ini oluşturuyor. Geriye kalan ambalajların da belediyelerin öncülüğünde, kaynağında ayrı toplanarak geri dönüşüme sevk edilmesi gerektiğini, bununla ilgili sürdürülebilir bir sistem kurmamız gerektiğini unutmamalıyız.
Yerel yönetimler bu alana bütçe ayırabiliyor mu?
ÇEVKO Vakfı olarak biz uzun zamandır belediyelerle görüşüyoruz fakat belediyeler, maalesef, her zaman ambalaj atıklarının ayrı toplanması için yeterli bütçe ayıramıyor. Bu işi lisanslı bir firmaya ihale ettikleri zaman da, Sayıştay’ın verdiği karar uyarınca, belediye açısından gelir getirici bir iş olarak toplama-ayırma yapacak lisanslı firmalardan bedel talep ediyorlar. Atıkların toplanması, taşınması maliyetli bir iş olduğundan, pek çok lisanslı toplama ayırma firması, bu atıkları geri dönüşümcülere sattıklarında elde ettikleri gelirle, toplama-ayırma maliyeti ile belediyeye ödeyecekleri ihale bedelini karşılayamayacakları için bu işi yapmak istemediklerini bildiriyor. Bu nedenle sistemin Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu kapsamında sanayi kuruluşları kapsamında desteklenmesine gereksinim var. Her şeye karşın, bazı belediyeler ambalaj atıklarını kaynağında ayrı toplamayı sürdürüyor. Bu iyi uygulamalara örnek olarak, İstanbul’dan Pendik, Kadıköy ve Ataşehir, Antalya’dan Muratpaşa belediyelerini verebilirim.
Maliye Bakanı İngiltere’de yeşil dönüşüm için Türkiye’ye kredi istediler. İklim değişikliği ile mücadele ve yeşil dönüşüm için bütün dünyada ve ülkemizde ciddi bir finansman açığı var. Paris İklim Sözleşmesi hedeflerine ulaşmak açısından en büyük sorunun finansmanın temin edilmesi olduğu son yıllarda yapılan bütün BM Taraflar Konferanslarında teyit edildi. Antalya’da toplanacak 31. Taraflar Konferansı’nda da bu konu en önemli gündem maddelerinin başında yer alacak. Finansal kaynağın kamu, özel sektör, ulusal ve uluslararası fonlardan sağlanması gerekiyor. Hazine ve Maliye Bakanı da bu kapsamda girişimde bulunuyor. Türkiye’nin var oluşunu, kentlerini dirençli hale getirmesi de dahil, yeniden yapılanmasını ve rekabet gücünü yakından ilgilendiren iklim krizi ve yeşil dönüşüm için uluslararası fonların yanında, bazı devletlerin yaptığı gibi, ulusal bütçemizden de pay ayrılması gerektiğini düşünüyoruz.
