COP-31 ZİRVESİ ve  ENERJİ POLİTİK ÖNEMİ

Prof. Dr. A. Beril TUĞRUL

Giriş

Bilindiği üzere Birleşmiş Milletler (BM) İklim Anlaşması, ilk olarak 1992 yılında gündeme gelmiş ve ilk kez bu anlaşmayı imzalayan tarafların bir araya gelmesini betimleyen COP (Conference of Parties – “Taraflar Konferansı”) ifadesi kullanılmıştır. Dolayısıyla da COP, 1992 tarihli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS- UNFCCC) en üst karar organı olarak küresel iklim kriziyle mücadele mekanizmalarının belirlenmesinde önemli rol oynayan bir inisiyatif olarak kabul edilir olmuştur. Her yıl düzenlenen COP toplantılarında, ülkelerin sera gazı azaltım hedefleri, uyum politikaları, iklim finansmanı, kayıp-zarar mekanizmaları ve karbon piyasalarının kuralları belirleniyor olmaktadır. Sözleşmeye taraf olan ülkeleri bir araya getiren bu zirvelerin ilki, 1995 yılında Almanya’nın Berlin kentinde düzenlenmiştir.

Öte yandan, 2015 yılında iklim değişikliğini önlemek için 21. Birleşmiş Milletler (BM) Toplantısı Paris’te toplanmıştır. “COP-21” olarak da nitelenen bu toplantı sonucunda, Aralık 2015’te, üzerinde mutabakat sağlanan kararlar oluşturulmuştur. COP-21’den sonra, “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne” taraf olan ülkeler her yıl COP toplantılarını daha etkin olarak takip eder olmuşlardır. Bu bağlamda, toplantılara giderek artan önem atfedilmiş ve “Zirve” niteliği kazandırılarak iklim değişikliği ve çevresel sürdürülebilirlik konularında küresel bağlamda öne çıkarılmışlardır.

Son olarak, 2022 yılında Brezilya’nın Belém kentinde COP-30 toplantısında yapılan müzakerelerin ardından, COP 31 İklim Zirvesi’nin 2026 yılında, Başkanlığının Türkiye tarafından yürütülmesi konusunda tüm taraflar arasında uzlaşı sağlanmasıyla Zirve’nin Türkiye’de düzenlenmesine karar verilmiştir.

Böylelikle, 2026 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, 9–20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da “COP 31 İklim Zirvesi” olarak Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilmektedir. T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Zirvenin Siyasi Başkanlığını, Cumhurbaşkanı Eşi Emine Erdoğan Zirvenin Sosyal Başkanlığını yürütmektedirler. Zirve’nin (uygulama) Başkanlığı ise T.C. Çevre ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a verilmiştir. Avustralya İklim Bakanı Chris Bowen ise Müzakereler Başkanı olarak Zirve’de yer almaktadır.

COP-31 İklim Zirvesi

COP-31’ toplantısında iklim değişikliği konusunun, paydaşlar arasında diyalog, uzlaşı ve aksiyon sağlanması bağlamında ele alınması benimsenmektedir. Zirve’de 12 öncelikli alan (tema) belirlenmiş bulunmaktadır. Söz konusu tema başlıkları ise;  gıda güvenliği ve sağlık, enerji, ulaşım, sıfır atık, dirençli şehirler, finans, gençlik ve eğitim, bilim ve teknoloji, okyanuslar ve doğa, sosyal kalkınma olarak betimlenmiş bulunmaktadır.

9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek bu Zirve’nin her günü farklı bir temaya ayrılmış olup bu bağlamda farklı görüşler detayıyla tartışılarak ortak akıl oluşturulmasının sağlanması amaçlanmaktadır. Temalar bağlamında somut iklim eylemlerinin belirlenmesi ve Paris Anlaşması hükümlerinin hızlandırılması hedeflenmektedir.

Bu bağlamda, COP 31 Zirvesi’nin kapsayıcı olması öne çıkarılmış olup farklı sektörlere açık olması planlanmış bulunmaktadır. Bu durum, belirlenen 12 temanın farklı alanlara yönelik olmasından da anlaşılmaktadır.

Zirve; Devlet Başkanları, Bakanlar, Akademisyenler ve Akademik kuruluşlar ile Sivil Toplum Örgütleri (STK’lar) ve Özel Sektör vb. gibi alan mensuplarının katılımına açılmıştır. Ayrıca, COP 31 kapsamında bir “Liderler Zirvesi” de gerçeklenmektedir. 11–12 Kasım 2026 tarihlerinde “küresel iklim eylemini hızlandırmak” amaçlı yapılacak bu zirve İstanbul’da toplanması planlanmış olup konunun dünya liderlerinin katılımıyla küresel ölçekte yetkinleştirilmesi için bir araya gelinecektir.

Zirve’nin son günü olan 20 Kasım 2026, Nihai Müzakerelere ayrılmıştır. Söz konusu müzakereler sonunda oluşturulan “Sonuç Kararların” onanması beklenmektedir.

Türkiye’nin COP31 Vizyonu

Türkiye’nin COP31 vizyonunun, esas itibariyle “Geleceğin COP’u” yaklaşımı üzerine inşa edilmiş olduğu söylenebilir. Bir başka deyişle, iklim eylemini soyut vaatlerden çıkarıp sahada doğrulanabilir, ölçülebilir ve sürdürülebilir uygulamalara dönüştürmek hedeflenmektedir. Bu vizyonun üç ana argüman üzerine kurulu olduğu görülmektedir. Bunlar; “güvenin yeniden inşası”, “ortak sorumluluk” ve “taahhütlerin sahaya inmesi” olarak sayılabilir.

İlk ana argüman olarak “Güvenin Yeniden İnşası” için paydaşlar arasında diyalog öne çıkarılmaktadır. Türkiye, süreci tek seslilik yerine diyaloğa, ayrılığa değil uzlaşıya, durağanlığa değil aksiyona dayalı olarak tanımlamaktadır. Bu bağlamdaülkelerin, gençlerin ve sivil toplum kuruluş ve elemanlarının müzakere süreçlerinde daha güçlü şekilde temsil edilmesi hedeflenmektedir.

İkinci argüman olarak “Ortak Sorumluluk” içerisinde uzlaşının önemi vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, küresel kapsamda giderek önemi artan enerji güvenliği üzerinde durulmakta ve enerji güvenliği ile iklim hedeflerinin birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak ele alınmasını gündeme getirmektedir. Aynı zamanda “adil yeşil dönüşüm” öngörülmekte ve bu çerçevede tüm ülkelerin kalkınma haklarının gözetilmesi üzerinde durulmaktadır.

Üçüncü argüman olan “Taahhütlerin Sahaya İnmesi” için aksiyon öne çıkarılmaktadır. Bu bağlamda somut öneriler olarak “2035’e kadar %35 elektrifikasyon” küresel hedefi başta olmak üzere “Sıfır Atık hareketi ve metan emisyonlarının azaltılması”, “Enerji verimli ve dirençli şehirler inşası” ve “İklim Uygulama Köprüsü ile iklim finansmanının hızlı ve etkin dağıtımı” öncelenmektedir.

Bu argümanlar doğrultusunda “Türkiye’nin iklim geçmişi” ile ilgili bilgilendirme de yapılmaktadır. Bu kapsamda gerçeklenmiş ve/veya gerçeklenmekte olan “İlk iklim şurası”, “İlk iklim kanunu”, “Sıfır Atık Projesi” ve “Deprem bölgesinde sürdürülebilir yeniden inşa örnekleri” üzerinde durulmaktadır.

Zirve’de, çoğu kez “çapraz temalar” olarak nitelenen enerji güvenliği, finansman, teknoloji ve doğa temelli çözümlerin bağdaştırılması hedeflenmektedir. Böylelikle, konuların; birbiriyle çelişen değil, birbirini tamamlayan gündemler olarak ele alınarak değerlendirilmesi ve ortak yol bulunması amaçlanıyor olmaktadır.

Öte yandan, global olarak önemli bir konu olan enerji güvenliğini önemseyerek ve de iklim hedefleri dengesini de göz ardı etmeyerek “adil yeşil dönüşüm” öne çıkarılmaktadır. “Taahhüt niyet beyanı, uygulama ise güvendir.” ilkesinden hareketle, etkin bir iklim diplomasisinin oluşması hedeflenmektedir denebilir.

COP 31 Zirve’sinin, Paris Anlaşması hedeflerini ilerletmek için üst düzey küresel iklim platformu olması konusunda çaba sarf edildiği gözlenmektedir. Burada şunu da belirtmek yerinde olur ki; iklim değişikliği ile mücadeleden öte, iklim değişikliğine uyum sağlayarak uygarlık seviyesinden ödün vermeden ilgili stratejilerin geliştirilmesi önem arz etmektedir.

Bu durumda ülkelerin kendi coğrafyaları ve enerji politik durumları bağlamında iklim değişikliği etkilerine uyum sağlamaya yönelik kendi programlarını geliştirip uygulamaları, hayati önem taşımaktadır. Bunun için de COP 31 Zirvesi’nin, kararların sadece yazıldığı bir toplantı değil, hayata geçirildiği bir zirve olması özellikle hedeflenmektedir.

Sonuç

Türkiye’de, 19-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenen COP 31 Zirvesi iklim değişikliği konusunda olduğu kadar ilgili diğer yan alanları da etkileyebilecek bir Zirve olarak gerçekleşmektedir. Özellikle enerji ve enerji politik konuları, iklim ve iklim değişikliği ile yakından ilişkilendirilmektedir. Nitekim farklı tema başlıklarında, konular incelenirken enerji konusu sıklıkla ve önemle gündeme gelmektedir. Bir başka deyişle, iklim değişikliği konusunun enerji politiği yakından ilgilendirdiği betimlenmektedir.

Antalya COP-31 Zirvesi’nde “Göbeklitepe’den Küresel Net Sıfır Emisyon Hedefine” Motta’sı benimsenmiş olup “Diyaloğun Küresel Eyleme Dönüştüğü Yer” ve “Uzlaşıdan Somut Eylemlere” ifadelerinin öne çıkarılmış olması da bu kanıyı pekiştirmektedir. Nitekim, “Medeniyetin başladığı bir toprağın mirasından ilham alan Türkiye; iş birliğine dayalı, adil ve sürdürülebilir küresel bir iklim geleceği için çağrıda bulunuyor” ifadesi Zirve çağrısında yer almaktadır. Böylelikle anlamlı insanlık tarihinin bilinen en eski varoluş bölgesinden günümüz dünyasının sorunlarına ışık tutulmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır.

Zirve’ye zamanlama açısından bakıldığında; küresel iklim krizinin derinleşen etkilerinin görüldüğü, jeopolitik belirsizliklerin olduğu, enerji konularının gündemi yoğun olarak işgal ettiği ve bu bağlamda farklı coğrafyalarda sıcak çatışmaların yaşandığı bir süreçte gerçekleştiği görülmektedir. Yazık ki, halen yaşanmakta olan savaşlarla hedef alınan rafineriler ve enerji tesisleri başta olmak üzere birçok tesisin vurulmasıyla görülen büyük yangınlar ve ilgili hasarlar, önemli karbon ve zararlı gazların emisyonlarına neden olmaktadır. Böylesi olayların gölgesinde Türkiye’nin COP 31’i düzenlerken geliştirdiği vizyon ile, insanlığın ortak geleceğini güvence altına alacak somut adımların atıldığı bir merkezi toplantıyı hayata geçirmesi bağlamında önemli bir misyon üstlendiği de söylenebilir.

Zirve’de ele alınan konularla ilişkili riskler bağlamında; global ölçekte finansman dağılımındaki eşitsizliklerden, şebeke kararlılığı sorunlarına ve jeopolitik belirsizliklerden enerji politik konjonktüre kadar olan tehditlerden bahsedilebilir. Bunların her biri aslında yadsınamaz önemde olup birçok alt başlıkları da içermektedir. Dolayısıyla üzerinde önemle durulması gereken detaylar da söz konusudur.

Burada, Türkiye’nin izlediği genel politika çerçevesinde ön alabilmesi de söz konusu olabilir. Bir başka deyişle, siyasi konularda olduğu gibi iklim diplomasisinde de lider rol üstlenebilir. Bu bağlamda yeni projelerde yer alabilir ve/veya ilgili proje ve faaliyetleri koordine edebilir.

Öte yandan, global olarak önemli bir konu olan enerji güvenliği kapsamında enerji yakıtlarının kullanımı ve çeşitlendirilmesi yadsınamaz önem taşımaktadır. Bu bağlamda Türkiye’nin enerji güvenliği ve iklim hedefleri arasındaki dengenin tesisiyle “adil yeşil dönüşüm” için somut eylemlerin öneminin öne çıkarıldığı görülmektedir. Bir başka deyişle Türkiye, kendi ev sahipliğinde gerçeklenen COP 31 Zirvesi ile çoğu kez dilemma (paradoksal ikilem) oluşturduğu ifade edilen enerji güvenliği ve iklim hedeflerine ilişkin olarak nesnel ve küresel bir referans noktası olacak bir teşkilatlanmayı, bu toplantıyla organize etmiş görünmektedir.

Öz olarak belirtilmek istenirse; Türkiye, ülkesinde düzenlenen COP 31 Zirvesi ile Türkiye’nin liderliğinde önemli bir vizyonu üstlenmiş görünmektedir. Kısa bir betimlemeyle iklim konusunda “müzakere odalarından sahaya inen somut projeler” in hayata geçirilmesi olarak ifade edilebilecek bu vizyonun konuya ivme kazandıracağı ve Türkiye’nin adil iklim diplomasisi yürütülmesinde yer alarak dünyadaki etkinliğini daha da arttırması yönünde gelişmelerin ortaya çıkması beklenebilir.