GE Vernova Elektrifikasyon Segmenti Şebeke Sistemleri Entegrasyonu Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Genel Müdürü Emre Burçak Arda
Türkiye enerji üretim çeşitliliği konusunda ciddi adımlar attı ve atmaya da devam ediyor
Enerji arz güvenliği, yaşanan belirsizlikler sonrası ülkelerin birincil gündem maddesi haline geldi. Bu çerçevede yapılması gereken yatırımların önem kazanması, sektörün geleceğine dönük yansımaları daha net görmemizi sağlıyor. Özellikle yenilenebilir enerji alanındaki yatırımlar daha fazla gündeme gelmeye başladı. Gelinen bu noktada sektörün yönelimlerini değerlendirmek için görüşlerine başvurduğumuz GE Vernova Elektrifikasyon Sistemleri Şebeke Sistemleri Entegrasyonu Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Genel Müdürü Emre Burçak Arda sorularımızı yanıtladı.
Firma olarak ülkemizdeki geçmişiniz ile ilgili bilgi alabilir miyiz?
Türkiye’de 75 yılı aşkın bir geçmişimiz var. 1966 yılından bu yana ise Türkiye’de imalat sürecimiz devam ediyor. Gebze’de bir güç transformatörleri fabrikamız var. Bu çerçevede sektörde yetişmiş insan kaynağının önemli bir bölümünün şirketimizde yetiştiğini söyleyebilirim. Biz GE Vernova Şebeke Sistemleri Entegrasyonu ekibi olarak işin müteahhitlik tarafını yapmaktayız. Üretim yaptığımız ürünlerin sisteme entegrasyonunu sağlıyoruz.
Çatışma ortamları ve bunun getirdiği belirsizlik ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Sektör genelinde baktığımızda, birden fazla zorluğun ve önceliğin aynı anda yönetildiği bir dönemden geçiyoruz. Bir yandan hem enerji üretimi hem de iletim tarafında teknolojiye yönelik güçlü ve artan bir talep var. Diğer yandan değişen regülasyonlar, ticaret dinamikleri ve bölgemizde yaşanan güvenlik kaynaklı gelişmeler; tedarik zinciri, lojistik, maliyetler ve planlama süreçleri üzerinde etkili olabiliyor. Bu ortamda projeleri güvenilir şekilde hayata geçirme kabiliyeti her zamankinden daha önemli hale geldi. Bugün projeler yalnızca maliyet açısından değil; teslim edilebilirlik, kalite, dayanıklılık ve zamanında devreye alınabilme açısından da değerlendiriliyor. Bu nedenle çeviklik, müşteri odaklılık, şeffaf iletişim ve proje uygulama süreçlerinde verimlilik kritik önem taşıyor. GE Vernova olarak uzun vadeli yerel varlığımız ve güçlü stratejik iş birliklerimiz sayesinde müşterilerimizi mühendislikten tedarike, teslimattan finansmana kadar tüm proje yaşam döngüsü boyunca destekleyebiliyoruz. Böyle dönemlerde müşteriler, teknolojiyi güçlü uygulama kabiliyeti ve yerel pazar bilgisiyle birleştirebilen iş ortaklarına daha fazla ihtiyaç duyuyor.
Bu çerçevede verdiğiniz destek müşterilerinize maliyet avantajı sağlıyor mu?
Müşterilerimizle birlikte çalışarak onlara her konuda destek olmaya çalışıyoruz. Hem bizim hem müşterinin ortak bir noktada buluşabileceği çözümler üretiyoruz. Müşterilerimiz de bizim gibi deneyimli firmaların oluşturduğu güven ortamından faydalanmış oluyor. Tabii, bizim ekstra getirebildiğimiz bazı katma değerler de var. Finansman, bu denklemde müşterilerimiz için önemli bir parametre olarak karşımıza çıkıyor. Biz GE Vernova olarak Türkiye’de bugüne kadar 1,6 milyar dolardan fazla enerji finansmanının harekete geçirilmesine destek verdik. Bunlar yenilebilir enerji projelerine ve karbonsuzlaştırma çalışmalarına ciddi katkılar sağladı. Yine rakamlarla konuşacak olursak, bu hacmin 600 milyon dolardan fazlası güneş enerjisi projelerine yönlendirildi.
Şu an ortaya çıkan maliyet artışları sadece Türkiye’ye özgü bir durum mu?
Hayır, bu durum sadece Türkiye’ye özgü değil. Enflasyonist baskılar, tedarik zinciri dinamikleri, finansman koşulları ve büyük altyapı projelerinin artan karmaşıklığı nedeniyle küresel ölçekte de benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Buna rağmen kritik enerji altyapısına yatırım yapma ihtiyacı azalmıyor; aksine daha da önemli hale geliyor. Güvenilir elektrik arzı ekonomik büyüme, sanayi rekabetçiliği ve uzun vadeli kalkınma açısından temel bir unsur. Bu nedenle enerji sektörüne yatırım, değişen ekonomik koşullar içinde de stratejik önceliğini koruyor. Gördüğümüz kadarıyla müşteri ve yatırımcılar kararlarını daha disiplinli ve seçici bir yaklaşımla alıyor; uzun vadeli değer, uygulama güvenilirliği, verimlilik ve dayanıklılık daha fazla öne çıkıyor. Bu da kanıtlanmış teknolojiye, güçlü uygulama kapasitesine ve maliyet ile karmaşıklığı etkin şekilde yönetebilen çözümlere olan ihtiyacı artırıyor.
Son dönemde sadece üretim değil, iletim altyapısı ve depolama alanlarında da yatırım ihtiyacının arttığını söyleyebilir miyiz?
Genel olarak, sadece üretimdeki yatırımları değil, iletim altyapısına da yatırım yapıldığını görüyoruz. Şebekenin esnekliğine, dijital çözümlere ve hatta enerji depolama çözümlerine daha fazla müşteri tarafından yatırım yapma eğiliminin doğduğunu gözlemliyoruz.
Savaşın öncelikli olduğu bir ortamda yatırımcıların finansmana ulaşması zor mu?
Belirsizliğin arttığı her ortamda yatırımcıların proje temellerine, risk paylaşımına, uygulama kapasitesine ve uzun vadeli değer yaratma potansiyeline daha dikkatli baktığını söyleyebiliriz. Ancak bizim gördüğümüz kadarıyla, iyi yapılandırılmış, stratejik değeri net olan, teknik temeli güçlü ve uygulanabilirliği yüksek projeler finansman ilgisi çekmeye devam ediyor. Bu durum enerji sektörü için özellikle geçerli. Çünkü enerji altyapısı; ekonomik büyüme, enerji arz güvenliği ve rekabetçilik açısından kritik önemini koruyor. Türkiye’de de üretim, güneş ve iletim projelerinde başarılı örnekler görüyoruz. Dolayısıyla finansmana erişimin, büyük ölçüde projenin kalitesi, stratejik önemi ve uygulama güvenilirliğiyle bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz.
Bir önemli nokta da yerel bir yapınızın olması. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?
Türkiye dahil olmak üzere yerelde bir varlığınızın olması son derece önemli. Bu sizin enerji arz güvenliği söz konusu olduğunda uluslararası alanda görünümünüzü ortaya koyar.
Sizin gibi uluslararası firmaların Türkiye’de çok mutlu olmadıklarını gözlemliyoruz. Bu durum piyasada bir daralmaya işaret eder mi?
Biliyorsunuz, Türkiye’nin 2035 yılında ulaşmak istediği çok büyük hedefleri var. Biz kendi açımızdan baktığımızda, Türkiye’nin aslında bölgede bir merkez olma potansiyeli taşıdığını düşünüyoruz ve o yönde de yatırımlar devam ediyor. Türkiye güçlü ve çeşitlendirilmiş bir enerji ekosistemi oluşturma konusunda çok önemli ilerleme kaydetti ve izlediği yol aslında çok net. Türkiye’nin elektrik talebi büyümeye devam ediyor. Dolayısıyla bu büyüme önümüzdeki dönemde de ihtiyaçlarının olacağını açık bir şekilde gösteriyor. Türkiye’de tüketimin, yıllık ortalama %3,5 artışla 2035 yılında 510-511 TWh seviyelerine ulaşması öngörülüyor. Haliyle Türkiye’de bir daralmadan bahsedemeyiz. Biz bu noktada ortaya çıkacak altyapı ihtiyacını nasıl daha güvenli ve esnek bir şekilde imal ve hazır edebiliriz sorusuna odaklanmış durumdayız. Türkiye enerji üretim çeşitliliği konusunda ciddi adımlar attı ve atmaya da devam ediyor. Hidroelektrik, güneş, doğalgaz, kömür rüzgâr ve jeotermalden oluşan bu çeşitlilik önümüzdeki dönemde de Türkiye’ye büyük avantaj sağlayacak. Tabii, bu üretim kapasitesi gelişmiş bir şebekeye de ihtiyaç duyuyor. Bu enerji kaynaklarının sisteme entegrasyonu kritik bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Eskiyen sistemlerin yenilenmesi sadece Türkiye’nin ihtiyacı değil. AB ülkeleri ve ABD’de de bu yönde ciddi ihtiyaçların ortaya çıktığı gözlemleniyor. Türkiye bu konuda ciddi yatırımlar yaptı ve yapmaya da devam ediyor. Türkiye’nin yaptığı aslında uzun vadeli bir enerji planlaması. Yenilenebilir enerjide büyüme ve enerji iletim altyapısının modernizasyonu yönünde atılan adımların son derece doğru olduğunu düşünüyoruz. GE Vernova olarak bu ilerlemeyi desteklemek için güçlü bir konuma sahibiz.
Bugüne kadar verdiğiniz destek konusunda bir rakam verebilir misiniz?
Türkiye’de bugüne kadar sağladığımız katkıya bakmanın bir yolu, devreye aldığımız teknolojilerin bugün ülkenin mevcut elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 27’sine denk gelen bir kapasiteyi destekliyor olması. Bu kapasite; doğal gaz, hidroelektrik, buhar, güneş ve rüzgâr teknolojilerini kapsıyor. Bu da Türkiye’deki geniş kurulu teknoloji tabanımızı ve ülkenin enerji altyapısını desteklemedeki uzun soluklu rolümüzü gösteriyor. İletim tarafında ise son 25 yılda 380 kV ve 154 kV seviyelerinde 130’dan fazla anahtar teslimi yüksek gerilim trafo merkezi projesini tamamladık. Bu projeler de şebeke altyapısının güçlendirilmesine ve elektriğin güvenilir şekilde iletilmesine sağladığımız katkıyı ortaya koyuyor.
Türkiye’nin yaptığı yatırımları bölgedeki diğer ülkelerle kıyaslamanızı istesek neler söylemek istersiniz?
Türkiye’nin enerji yatırım gündemi, bölgede ve küresel ölçekte gördüğümüz birçok öncelikle örtüşüyor: kapasitenin artırılması, sistem esnekliğinin geliştirilmesi, dayanıklılığın güçlendirilmesi ve yenilenebilir enerjinin sisteme daha fazla entegre edilmesi. Bu açıdan Enerji Bakanlığı’nın ortaya koyduğu 2035 hedefleri, yalnızca ölçek olarak büyümeyi değil; daha akıllı, daha esnek ve daha dayanıklı bir enerji sistemi kurmayı da öne çıkarıyor. Yenilenebilir enerji yatırımları hızlandıkça, üretim ve şebeke altyapısının da bu dönüşümü destekleyecek şekilde güçlenmesi gerekiyor. Daha çeşitlendirilmiş bir enerji karmasını sisteme entegre edebilmek için esneklik, sistem kararlılığı ve güçlü iletim kapasitesi kritik hale geliyor. Bölgesel bağlamda değerlendirdiğimizde Türkiye’nin, hem üretim hem de iletim yatırımlarına odaklanan önemli ve aktif bir pazar olarak öne çıktığını söyleyebiliriz. Bu da modern ve dayanıklı enerji altyapısının, gelecekteki enerji ihtiyaçlarını karşılamak ve uzun vadeli ekonomik gelişimi desteklemek açısından ne kadar kritik görüldüğünü ortaya koyuyor.
Türkiye’nin bu ortamda üretim, iletim, depolama vb. alanlarda eksikliği olduğu bir nokta var mı?
Kişisel olarak baktığımda, tek bir büyük eksiklikten söz etmekten ziyade, birbiriyle bağlantılı birkaç alanda eş zamanlı ilerlemeyi sürdürmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Üretim, iletim, şebeke esnekliği ve depolama gibi gelişmekte olan alanların; artan talebi karşılayacak, enerji arz güvenliğini güçlendirecek ve daha çeşitlendirilmiş bir enerji karmasını destekleyecek şekilde koordineli ilerlemesi gerekiyor. Bu açıdan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın bu önceliklere uzun vadeli bir perspektifle yaklaştığını ve yatırımları geleceğin enerji sistemini şekillendirecek kilit alanlara yönlendirdiğini görmek memnuniyet verici. Önümüzdeki dönemde önemli olan, bu alanların tamamında ivmeyi birlikte koruyabilmek olacak.
Özel sektördeki oyuncuların sektöre yatırımlarında zaman zaman azalmalar oluyor mu?
Dönemsel olarak belli projeler, belli tarzdaki projeler daha fazla ön plana çıkıyor. Önceki döneme baktığınızda, bir dönem rüzgâr enerjisine daha çok yatırım olmuştu. Şu anda güneş enerjisine yönelik yatırımların çok daha aktif olduğunu görüyoruz. Bu durumun globalde de benzer bir şekilde seyrettiğini söyleyebilirim. Türkiye’nin planı önümüzdeki dönemde güneş ve rüzgâr konusunda ilerleme yönünde. Biz de müşterilerimize elimizden gelen desteği vermeye çalışacağız.
Yapay zekâ ile ilgili gelişmelerin enerji ihtiyacını artıracağı ifade ediliyor. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?
Yapay zekânın gelişimi ve buna bağlı olarak veri merkezlerine olan ihtiyacın hızla artması, küresel ölçekte yeni ve ciddi bir elektrik talebi doğuruyor. Bu konu, enerji sektörü açısından giderek daha önemli bir başlık haline geliyor. Çünkü bu talebi karşılamak yalnızca üretim kapasitesinin artırılmasını değil; üretim, iletim, depolama ve şebeke altyapısının daha entegre bir yaklaşımla planlanmasını gerektiriyor. Veri merkezleri konusunda bugün büyük ölçekli yatırımların daha çok ABD ve Körfez bölgesi gibi pazarlarda yoğunlaştığını, Türkiye’nin ise bu alanda henüz daha erken bir gelişim aşamasında olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte, bu durum Türkiye için anlamlı bir fırsat da yaratıyor. Doğru düzenleyici çerçeve, elektrik altyapısında devam eden iyileştirmeler ve enerji karmasının daha da çeşitlenmesiyle Türkiye, önümüzdeki dönemde bu alandaki büyümeyi destekleyen önemli ülkelerden biri olarak konumlanabilir. Türkiye’nin sahip olduğu güçlü ve yetkin insan kaynağı da bu projelerin zaman içinde hayata geçirilmesinde önemli bir avantaj sağlayacaktır.
Son söz olarak neler söylemek istersiniz?
Biliyorsunuz, COP 31 yaklaşıyor. O konuyla ilgili birkaç kelime etmekte fayda var. Çok önemli bir organizasyon ve Türkiye’nin bu organizasyona ev sahipliği yapması son derece değerli. Organizasyonda konuştuğumuz konuların farklı bakış açıları ile dile getirilecek olmasının sektörün geleceğine katkı sağlayacağı düşüncesindeyim.
