HÜRMÜZ BOĞAZINA ALTERNATİF GÜZERGAHLAR ve ENERJİ POLİTİK DEĞERLENDİRMESİ
A. Beril TUĞRUL
GİRİŞ
Günümüzde enerji ve enerji kaynakları ve de enerji sistemleri dijital çağı yaşamakta olduğumuz süreçte yadsınamaz önem taşımaktadır. Bu bağlamda, (her ne kadar yenilenebilir kaynaklar öne çıkarılmaya çalışılsa da) halen başat enerji kaynakları olarak fosil yakıtların kullanılmakta olduğu ve bu grup enerji kaynakları içinde de petrol ve doğal gazın bilhassa öne çıktığı görülmektedir.
Bütün ülkelerin gereksinimi durumunda olan petrol ve doğal gazın dünyada rezerv olarak var olduğu bölgelere bakıldığında dünyanın belli bölgelerinde bu kaynakların yoğunlaştığı görülmektedir. Bu bölgelerden önemlisi, hatta en dikkat çekeni Orta Doğu olarak nitelenen bölge olduğu değerlendirilmektedir.
Bu bölge içinde de (İran’ın “Pers Körfezi”, batı ülkelerinin kısaca “Körfez” olarak nitelediği, Osmanlı döneminden beri ise yörede) ”Basra Körfezi” olarak anılan bölge ayrı bir öneme sahip bulunmaktadır. Bir başka deyişle, bir iç deniz gibi olan Basra Körfezi, çevresiyle birlikte hem petrol ve hem de doğal gaz açısından hayli zengin bir havza durumundadır. Bu bağlamda söz konusu bu bölge, enerji politik olarak dünyanın en göze çarpan bölgelerinden biri olmaktadır (Şekil 1). Bilindiği üzere deniz taşımacılığı, çoğu kez tercih edilen bir nakliye rotası olup petrol ve doğal gazın transportu için de (özel tankerler kullanımıyla) öne çıkan taşıma yöntemi olmaktadır. Buradan hareketle Körfez ülkeleri için Basra Körfezi’nin açık denizlere bağlantısı olan “Hürmüz Boğazı” vazgeçilmezlik ifade etmektedir. Bir başka deyişle son derece stratejik bir bölge olan Basra Körfez’inde yer alan ülkelerin ticaretleri için geçiş güzergahı olan Hürmüz Boğazı kritik bir öneme sahip bulunmaktadır.

Şekil 1 Orta Doğu Bölgesi, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı
Hürmüz Boğazı
Hürmüz Boğazı, bilindiği üzere, Basra Körfezi ile (Hint Okyanusunun uzantısı olan) Umman Körfezi’ni birbirine bağlayan stratejik bir geçiş bölgesi durumundadır (Şekil 1). Boğazın genişliği 33 ila 95 kilometre arasında değişmekte olup Boğazın giriş-çıkış noktaları arası yaklaşık 50 km kadardır. Boğazda derinlik fazla olmayıp bazı bölgelerin hayli sığ olduğu gözlenmektedir. Bu bakımdan geçiş rotaları da hayli kısıtlanabilmektedir. Bir başka deyişle Hürmüz Boğazının gemi trafiğine uygun geçiş alanı 3 km’ye kadar düşebilmektedir. Dolayısıyla Boğaz, (fiziki olarak) çok dar olmamakla beraber (büyük tankerlerin geçişi için) hayli kısıtlı şartlar içerdiği söylenebilir. Nitekim Boğaz, “Dar Su Yolu” olarak nitelenmektedir.
Hürmüz Boğazının kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise (Musandam yarımadasının uç kısmına sahip olan) Umman yer almaktadır. Boğazın güney kıyısındaki Musandam yarımadasının batısında ise Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yer almaktadır (Şekil 1).
Boğaz bölgesinde üç önemli ada bulunmaktadır. Bunlar; Keşm, Hürmüz ve Hengam adalarıdır. Keşm adası en büyük ve stratejik olanıdır. Hengam ise daha küçük ama turistik özellik taşıyanı olmaktadır. Bir başka deyişle bu üç ada hem askeri hem de turizm açısından bölge için önem arz etmektedir.
Hürmüz Boğazı çevresinde kum fırtınaları, sabah sisi ve pus sıkça görülen doğa olaylarıdır. Böylesi durumlar Boğaz’da görüşü zorlaştırmakta olup, geçişleri de olumsuz etkileyebilmektedir. Ancak Basra Körfezi’ni, Umman Denizi ve Hint Okyanusu’na bağlayan tek çıkış noktasının Hürmüz Boğazı olması nedeniyle her şartta deniz geçişinin bu bölgeden sağlanması zorunluluk arz etmektedir. Bu durum, Hürmüz Boğazı’nı dünyanın önde gelen en riskli geçiş bölgelerinden biri haline getirmektedir.
Hürmüz Boğazının Enerji Politik Önemi
Hürmüz Boğazının çıkış oluşturduğu Basra Körfezi’ne kıyısı bulunan ülkelerin hepsi petrol ve/veya doğal gaz zengini ülkeler durumundadırlar. Söz konusu ülkeler; İran ile birlikte (kuzeyden güneye doğru) Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’dir (Şekil 1). Bu ülkelerden Suudi Arabistan ve BAE dışındaki diğer tüm ülkelerin sadece Basra Körfezine kıyıları bulunmaktadır. Bu bakımdan bu ülkeler için uzak bölgelere petrol ve doğal gazın deniz taşımacılığı bağlamında ihracatı ancak Hürmüz Boğazını kullanmalarıyla mümkün olabilmektedir. Bu durum ise Boğazda deniz trafiği açısından hayli yoğunluk oluşmasına sebep olmaktadır. Hürmüz Boğazı bölgesinde bulunan üç ada, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol ve doğalgaz tankerlerinin güvenliği açısından kritiklik ifade edilmektedir. Bir başka deyişle İran’a ait olan bu adalar, İran için Boğaz trafiğinin dolayısıyla enerji geçişlerinin kontrolü bakımından önem taşımaktadırlar.
Enerji ticareti açısından bölge ele alındığında; savaş öncesinde dünya petrolünün beşte birinden fazlasının Hürmüz Boğazı’ndan geçerek farklı bölgelere ulaşması sağlanmaktaydı. Dolayısıyla günlük 15-20 milyon varil mertebesinde petrol, bu dar su yolu bölgesinden geçiyor olmaktaydı. Fazla olarak dünya sıvılaştırılmış gaz (LNG) ihracatının da yaklaşık %20’si Hürmüz Boğazından geçerek dünya pazarına çıkmaktaydı.
Görüldüğü üzere, Hürmüz Boğazı enerji ekonomisi açısından ağırlıklı bir konuma sahip bulunmaktadır. Zira Hürmüz Boğazındaki sorun tüm dünya borsalarını etkileyebilecek nitelikte olup küresel enerji piyasaları için “kritiklik” ifade etmektedir. Nitekim Hürmüz Boğazı, enerji arz güvenliği açısından global ölçekte son derece önemli olduğundan, çoğu kez “Şok Noktası” olarak betimlenmektedir.
28 Şubat 2026’dan itibaren yaşananlar, Boğazın önemini kuvvetle hissettirmiş olup İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri tehdit etmesiyle birlikte petrol fiyatlarında ani yükselişler söz konusu olmuştur. Ancak, bazı anlaşma olasılıklarından bahsedilmesiyle enerji fiyatlarında düşüşler de yaşanmıştır. Bu bağlamda ABD Başkanı’nın zıt yönde ve/veya çelişkili açıklamaları fiyatlarda maniple eder sonuçlar doğurmaktadır. Ancak, tüm dünyada genel olarak petrol ve doğal gaz fiyatlarında artış trendi görülür olmuştur.
Petrol fiyatları, dünya borsalarını doğrudan etkileyebilecek bir potansiyele sahip olduğundan, Hürmüz Boğazındaki enerji politik gelişmeler tüm dünya ülkelerinde (az veya çok) ekonomik yansımalara neden olmuş bulunmaktadır. Dolayısıyla hem enerji politikaları açısından ve hem de ekonomik açıdan Hürmüz Boğazı, sahip olduğu jeopolitik nedeniyle dünyanın güvenilirlik faktörü düşük bölgelerinden biri olarak nitelenmektedir. Son yaşananlar da bu durumu kanıtlar mahiyette görülmektedir.
Yaşananlarda etkin olan bir husus da Hürmüz Boğazı’ndaki “karasuları” meselesidir. 20. Yüzyılın ikinci yarısında İran ve Umman, karasularını 3 mil olarak uygulamaktaydılar. O dönemlerde 21 mil genişliğindeki boğazda, ortada geniş bir uluslararası su yolu bölgesi yer alıyordu. Dolayısıyla da uluslararası taşımacılık açısından geçişte genellikle önemli bir sorun yaşanmıyordu.
Ancak İran’ın 1959’da Umman’ın da 1972 yılında karasularını 12 mile çıkarması ile Boğaz geçişlerinde sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. Zira Hürmüz Boğazında uluslararası su alanı kalmamış, tüm sular İran ve Umman’ın karasuları haline gelmiştir. Bu bağlamda, Hürmüz Boğazında uluslararası bölge kalmayınca ve de boğaz bölgesinde birden fazla ülke etkin olunca, deniz geçişlerinde problemli şartlar ortaya çıkmaya başlamıştır.
Hürmüz Boğazı’nda güvenliğin sağlanması, jeopolitik ve enerji politik açıdan önem arz etmektedir. Burada güvenliğin sağlanması, bölge için olduğu kadar dünya enerji politiği ve ekonomisi için de dikkatle üzerinde durulması gereken hususu oluşturmaktadır. Birçok Körfez ülkesinin askerî güç olarak kuvvetli olmaması, boğazın güvenliğinin sağlamasında yetersiz kalmaları sonucunu doğurmaktadır.
İran’da yaşanan 1979 rejim değişikliğine kadar Suudi Arabistan ve İran ortaklığı, Boğazın güvenliğinin sağlanmasında önemli roller almışlardır. 1979 devriminden sonra ise İran’ın zaman zaman Hürmüz Boğazını tehdit unsuru olarak kullanmaya başladığı gözlenmiştir. Boğazın kuzey kıyısında egemen olan İran, Boğaz üzerinde önemli bir kontrol gücüne sahip olmaktadır. Bu bağlamda geçmişte de İran’ın zaman zaman enerji piyasalarını baskı altına almak üzere “Boğazı Kapatma” tehdidini kullandığı görülmüştür.
Hürmüz Boğazının giderek artan enerji politik ve jeopolitik önemi güçlü devletlerin bölgeye ilgilerinin artmasına neden olmuştur. Nitekim, ABD başta olmak üzere Fransa ve İngiltere gibi ülkeler de Boğazın güvenliği ile yakından ilgilenir olmuşlardır. Özellikle ABD donanmasının, enerji güvenliği ile ilişkili olarak Boğazın yakın çevresinde çoğu kez yer aldığı gözlenmiştir. Bütün bu hususlar Hürmüz Boğazını, enerji arz güvenliği açısından kırılgan hale getirmiş bulunmaktadır.
Ancak son dönemde, Boğazdan geçişlerin tamamen durma noktasına gelmesi gibi böylesi bir durum daha önce hiç söz konusu olmamıştır. 28 Şubat 2026’dan sonra yaşanan gelişmeler, Hürmüz Boğazının enerji politik olarak, global ölçekte ne kadar önemli olduğunu daha net gösterir olmuştur.
Son dönemde ABD ile İran arasında baş gösteren krizin başlangıcında daha çok nükleer konular üzerinden ifade edilen sorunlar bağlamında gergin şartlar oluşmuşken, İran’ın Hürmüz Boğazı geçişini tehdit etmesiyle sorun yeni bir boyut kazanmıştır. Bir başka deyişle, Körfez ülkelerindeki ABD ortaklı enerji yapılarının da vurulmasıyla anlaşmazlıkta enerji politik öne çıkar olmuştur.
Hürmüz Boğazı’nı Aşmaya Yönelik Olası Enerji Yolları
İsrail/ABD-İran Savaşı bağlamında Hürmüz Boğaz’ında önemli geçiş sorunlarının ortaya çıkmasıyla birlikte, Körfez ülkeleri başta olmak üzere dünyada birçok ülkenin desteklediği bazı alternatif projeler gündeme gelir olmuştur. Bir başka deyişle, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü Körfez ülkelerini alternatif enerji ihracat yollarını aramaya yöneltmiş bulunmaktadır.
Bu bağlamda Hürmüz Boğazı’na bağımlılığı azaltmanın ana çözümü olarak kara yolu taşıması üzerinde durulur olmuştur. Bu amaçla kara tankerlerinin kullanımı kısa vadede düşünülebilirse de orta ve uzun vade için palyatif çözüm olduğu söylenebilir. Bir başka deyişle Hürmüz geçişini bertaraf etmek için enerji boru hatlarıyla petrol ve doğal gaz taşınımının önemle değerlendirilmeye alındığı ve bölgesel enerji koridoru oluşturacak çoklu boru hattı ağı seçeneklerinin gündeme geldiği görülmektedir. Dolayısıyla petrol ve doğal gaz için önemli alıcı durumunda olan Avrupa ülkelerine söz konusu enerji kaynaklarını ulaştırabilecek şekilde çözümlerin üretilmeye çalışıldığı gözlenmektedir.
Bunun için de öncelikle halen mevcut olan boru hatlarının (varsa sorunlarının çözülüp) tam kapasiteyle Körfez Bölgesinden petrol ve doğal gaz ihracatının sağlanmasının gündeme alınır olduğu anlaşılmaktadır. Şekil 2’de bölgede bulunan kapasitesi yüksek, önemli ve uzun menzillere ulaşım sağlayacak enerji boru hatları görülmektedir.

Şekil 1 Körfez Bölgesinde Mevcut Bulunan Hürmüz Boğazını Baypas Eden
Önemli Enerji Boru Hatları
Bunlardan önemli bir tanesi Suudi Arabistan’da, Kızıldeniz’e uzanan “Doğu-Batı Enerji Boru Hattı” olmaktadır. Bu hat (tam kapasitesi) günlük yaklaşık 7 Milyon varil olan kritik ve kısa vadede öne çıkan bir alternatifi oluşturmaktadır. Nitekim olabildiğince hızla söz konusu bu alternatif tam kapasitesiyle hayata geçirilmiş bulunmaktadır. Suudi Arabistan’ın mevcut söz konusu bu boru hattının kapasitesini artırmayı ve yeni hatlar inşa etmeyi değerlendirdiği de belirtilmektedir.
Burada önemli bir enerji hattının da Irak-Türkiye (Kerkük-Ceyhan) petrol boru hattı olduğu görülmektedir. Söz konusu bu hat, bölgede 1970’lerden beri var olmasına karşın bölgede yaşanan Körfez Savaşları ve sonrasında Irak’a uygulanan Ambargolar, terör olayları ve sabotajlar nedeniyle petrol akışı her zaman sağlanamayan bir hat durumunda kalmış olduğu söylenebilir. Son olarak; uzun bir süredir Irak’ta tartışmalı olan Kerkük petrolünün paylaşımı konusunda, Hürmüz Krizini takiben işbirliği zemini oluştuğu gözlenmektedir. Bu bağlamda, Mart 2026’da Kerkük–Yumurtalık Petrol Boru Hattı sorunu, Irak merkezi hükümeti ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin koordineli anlaşması sayesinde çözülebilmiştir. Irak’taki bu iç sorunun çözülmesiyle günlük yaklaşık 250 bin varil petrol yeniden Türkiye’nin Ceyhan Limanı’na akmaya başlamış bulunmaktadır.
Bir başka hat, BAE’de bulunan “BAE hattı” olarak bilinen ve BAE’nin enerji ihracatını Umman Denizi kıyısında bulunan Fujairah (Fuceyre) limanına taşıyan hattıdır. Bu hat birkaç kez İran tarafından hedef alınarak vurulmuş olmakla beraber ihracatın sağlanabildiği ifade edilmektedir.
Bir diğer hat ise Irak-Ürdün (Haditha-Akabe) Hattı’dır. Ancak bu hat, İsrail’in güney bölgelerinin müteaddit defalar vuruluyor olması nedeniyle pek de güvenli bir alternatif olarak görülmemektedir.
Var olan enerji boru hatlarından ayrı olarak bazı yeni enerji boru hatları da önerilmektedir. Bunlardan öne çıkanlar Şekil 3’te bir araya toplanmış olarak görülmektedir.
Hürmüz Boğazının baypas edilmesine ilişkin önemli çözüm oluşturabilecek bir enerji boru hattı “Kalkınma Yolu” projesi ile inşası süren kara yolu bağlantısına paralel olarak yapılacak enerji boru hattının hayata geçirilmesi olarak görülmektedir (Şekil 3-1). Bilindiği üzere, Irak’ın Basra Körfezinde inşa ettiği Fav limanından Türkiye sınırına ve oradan Türkiye içindeki karayolu otoban ağına bağlanacak olan “Kalkınma Yolu” projesi enerji boru hattı ile zenginleştirilirse, Ceyhan’a Irak petrolünün ve de Irak’ın Fav limanına ulaşacak petrol ve doğal gazın Ceyhan’a ulaştırılması mümkün olacaktır. Böylelikle Irak ve Körfez enerji kaynakları Doğu Akdeniz’e ulaşacak ve buradan Avrupa’ya yönlenebilecektir.

Şekil 3 Hürmüz Boğazını Baypas Edilmesi İçin Önerilen Bazı Enerji Boru Hatları
İkinci bir öneri, Katar-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’dir. Bu Proje yeni önerilmiş bir proje olmamakla beraber şimdiye kadar geçekleştirilememiştir (Şekil 3-2). Suriye’de Esad rejiminin çökmesinden sonra 2025 ortalarında Türkiye’den Halep’e kadar olan doğal gaz boru hattı Katar’ın finansörlüğünde gerçekleşmiştir. Hürmüz Krizinden sonra söz konusu bu Katar-Türkiye projesinin hız kazanabileceğinden bahsedilir olmuştur.
Bir başka proje, Kuzey Irak petrolünün Suriye’de Banyas, Lübnan’da Tripoli (TrablusŞam) ve İsrail’de Hayfa’ya ulaştırılmasıdır (Şekil 3-3). Bu projeye ilişkin gelişmeler sağlanması için Hürmüz Krizinden önce de girişimler olmuştur. Ancak Kuzey Irak petrolünün alternatifli olarak Doğu Akdeniz’e ulaşmasını öngören bu projelerin, bölgenin istikrarsızlığı nedeniyle hayata geçirilmesi (en azından şimdilik) zor görülmektedir. Bir diğer proje de (bu sefer) Merkezi Irak bölgesinden Banyas’a bir boru hattı bağlantısını öngörmektedir. (Şekil 3-4).
Farklı bir proje de Katar, İran, Irak ve Suudi Arabistan petrolünün İsrail’in Askelon limanına bağlanması projesidir (Şekil 3-5). Ancak savaş yaşanan bölgede böylesi bir projenin inşası (en azından şimdilik) zor görünmektedir.
Bir diğer proje BAE’de Körfez bölgesinden Umman Denizi kıyısına çekilecek bir boru hattı projesi olarak öngörülmektedir (Şekil 3-6). Yine bir başka öneri proje de Suudi Arabistan–Türkiye hattı (Şekil 3-7) olmaktadır. Bu hattın geçtiği ülkelerden de hatta katılım olabileceği düşünülmektedir.
Bir öneri de IMEC (Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru) önerisi bağlamında enerji hattı oluşturulmasından bahsedilmektedir (Şekil3-8). Bilindiği üzere ,Hindistan’dan başlayarak İsrail üzerinden Avrupa’ya ulaşmayı hedefleyen IMEC bir demiryolu ve ulaşım koridoruyken aynı zamanda enerji projesi olarak geliştirilebileceği ve evrilerek enerji politik yapı kazanabileceği ifade edilmektedir.
Öte yandan daha önce kullanılmış olan Trans-Arabian petrol hattının yeniden canlandırılması da gündeme getirilmektedir. Trans-Arap Boru Hattı (Tapline), Suudi Arabistan’ın Körfez kıyısından Lübnan’daki Sidon şehrine uzanan bir petrol hattıdır. Hat, 1950’den başlayarak faaliyet göstermiştir. 1983’te büyük ölçüde faaliyetini durdurmuş, 1990’da ise tamamen devre dışı kalmıştır. Günümüzde bu hattın canlandırılmasından bahsedilir olmuştur.
Burada tanıtılan ve önerilmekte olan altı projeden üçü (Şekil 3-1, Şekil 3.2 ve Şekil 3-7) Türkiye ile ilgili olup Türkiye’nin “Enerji Merkezi” olması hedefine de hizmet edecek mahiyettedirler. Buna karşın diğer üçü (Şekil 3-3, Şekil 3.5 ve Şekil 3-8) İsrail’in amaçladığı projeleri ifade etmektedir. Birinin de (Şekil 3-4) Irak-Suriye projesi olduğu görülmektedir. Diğer biri ise (Şekil 3-6) BAE’nin kendi iç projesi görünümündedir.
Sonuç
Dünyanın enerji-politik ve ekonomik açıdan önde gelen geçiş bölgelerinden biri, hatta en önemlisi olarak bile betimlenen Hürmüz Boğazı, global ölçekte stratejik önem taşıyan riskli bir bölgedir. Bu bağlamda, Hürmüz Boğazı enerji politikaları açısından bir “boğum noktası” olarak da nitelenmektedir. Söz konusu bu boğazın kapanması veya kapalı kalması küresel enerji krizine ve de yansımalarıyla genel ekonomik krizlere ve farklı sektörlerde dar boğazlara yol açabilecek nitelik taşıması nedeniyle tüm dikkatler bölgeye çevrilmiş bulunmaktadır.
28 Şubat 2026’dan itibaren yaşanan olaylar ve ortaya çıkan Hürmüz Boğazı krizi nedeniyle Körfez ülkeleri ve küresel aktörler, enerji akışını güvence altına almak için alternatif boru hatları ve transit koridorlar üzerinde yoğunlaşır olmuşlardır. Yukarıda da belirtildiği üzere kısa vadede çözüm, var olan boru hatlarından (sorunların çözülüp) tam kapasiteyle akışın sağlanması olduğu görülmektedir.
Nitekim mevcut bypass seçeneklerinden biri Suudi Arabistan’ın Doğu–Batı hattı olmuştur. Kapasitenin günlük 7 Milyon Varil olarak sağlanmasıyla Hem Suudi Arabistan’a ve hem de alıcılarına bir miktar nefes aldırmıştır. Ancak ne var ki; Suudi Arabistan’ın savaş öncesinde ihracatı günlük 11 Milyon Varil mertebesindeydi. Dolayısıyla yeni çözümlere ihtiyaç bulunmaktadır. Bununla birlikte savaş öncesine göre neredeyse iki misline çıkan petrol fiyatları nedeniyle Suudi Arabistan ekonomik yönden pek de etkilenmemiş görünmektedir.
BAE’nin Fujairah (Fuceyre) çıkışı, BAE enerji ihracatı için yeterli olmasa da devam ettiği belirtilmiştir. Ancak hattın İran tarafından hedef alındığı da belirtilmektedir. Hattın vurulmasıyla birlikte son durumun ne olduğu tam bilinmezken Fujairah (Fuceyre)’deki depolama tesislerinden desteklenerek ihracatın devam ettirildiği de ifade edilmektedir. Son olarak limanın da vurulduğu haberleri gelmiştir. Bu durumda, buradan ihracatın sürekliliğinin risk içerdiği söylenebilir.
Irak-Türkiye (Kerkük-Ceyhan) Hattından akış, Mart 2026’da Irak’ın merkezi hükümeti ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin anlaşması sonucunda yeniden başlamış ve günlük yaklaşık 250 bin varil petrol Türkiye’nin Ceyhan Limanı’na akmaya başlamıştır. Kapasitenin kısa sürede daha da arttırılması beklenmektedir.
Şimdilik bu 3 hattın önemli olacağı söylenebilir. İsrail bağlantılı hatlardan ihracat, savaş nedeniyle güvenli görülmemektedir. Bu hatların kullanımı Hürmüz’den geçen günlük ~20 milyon varilin yerini tutabilecek mertebede olamayacağından bahsedilmektedir.
Öte yandan, burada, İran’ın Uzak Doğuya ihracatının devam ettiğini de belirtmek gerekir. Söz konusu ihracatın hem karadan ve hem de denizden olmak üzere daha çok Çin’e yapıldığı belirtilmektedir.
Hürmüz Boğazını aşmak üzere yeni önerilen hatlar şimdilik sorunlar ve zorluklar içermektedir. Öncelikle bu hatlara başlanabilmesi çok da kolay olmayacak gibi görünmektedir. Bu bağlamda, önerilen hatlar için yüksek maliyet ve uzun inşaat süreleri gibi argümanlar söz konusuyken bölgede yaşanan savaş nedeniyle güvenlik sorunları yeni hatların inşasını zorlaştırmaktadır. Bir başka deyişle söz konusu projeler uzun vadede düşünülebilecek çözümler gibi görünmektedirler.
Türkiye açısından konuya bakılacak olursa; Türkiye’nin önünde önemli bir konjektürel fırsat olduğu söylenebilir. Zira Türkiye, çevresinde yıllardır süren sıcak çatışma ve savaşlara rağmen söz konusu sıcak çatışmalı olaylara katılmamış, istikrarını koruyabilmiştir. Kendi içine yansıyan birçok sorunlu durumlarla karşılaşmış olmasına karşın siyasi yapısını ve tarafsız tutumunu sürdürebilmiş ve güvenilirliğini kanıtlayabilmiştir. Bu durum, Türkiye’yi bölgede enerji politik olarak da öne çıkarmış ve önemli bir enerji geçiş bölgesi olarak görülmesini sağlayabilmiştir. Dolayısıyla, güzergahlarında istikrar ve güvenilirlik şartlarını arayan enerji projeleri için Türkiye uygun bir ülke olarak nitelenmektedir. Bir başka deyişle, ABD/İsrail-İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı kriziyle Körfez’de değişen dengeler, Türkiye’yi yapılacak yatırımlar açısından öne çıkan bir ülke haline getirmiştir denebilir.
Nitekim, Mart 2026’da Türkiye, dünyanın önemli yatırım fonlarından biri (olan BlackRock) tarafından ziyaret edilmiş ve görüşmelerde enerji güvenliği, uzun vadeli yatırım ve küresel sermaye akışında Türkiye’nin merkezî rolü üzerinde durulmuştur. Keza ABD’nin Türkiye Büyükelçisi de konuya ilişkin olumlu görüş bildirmiştir. Buradan hareketle Türkiye geçişli yeni hatların dünya gündeminde önemli yer tutabileceği söylenebilir.
Öz olarak belirtilmek istenirse; Hürmüz Boğazı kriziyle birlikte çoğu çevrelerce “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”değerlendirmesi yapılmakta olup yeni alternatif çıkışlar aranır olmuştur. Küresel enerji güvenliği açısından bölgede var olan projelerin genişletilmesi ve desteklenmesinin ilgili çevrelerce gündeme alındığı ve ilaveten yeni hayata geçirilecek projelerin de göz önüne alındığı anlaşılmaktadır. Hürmüz Boğazı açılsa bile tekrar benzeri durumların yaşanmamasına yönelik olarak alternatif hatların önem kazanarak gerçekleştirilmesine çalışılacağı söylenebilir. Bu bağlamda Türkiye’nin önünde (istikrarını ve güvenilirliğini koruması halinde) önemli fırsatların da ortaya çıkabileceği ve bunların hayata geçirilebileceği de beklenebilir.
