SASDER Yönetim Kurulu Başkanı ve Sompo Sigorta İcra Kurulu Üyesi-Sağlık Sigortaları Başkanı Çağatay Çınar: Sigorta medeniyet göstergesi ve adil paylaşımın yoludur
Sigorta sektörü ülkemizde zorlu dönemlerde rüştünü ispat ederek yoluna devam ediyor. Özellikle deprem felaketi sonrası iki ay içerisinde yükümlülüklerini yüzde 100’e yakın bir seviyede yerine getirmesi, sektöre olan güveni tazeledi. Bu olumlu tablo içerisinde sektörün ülkemizdeki gelişimi ve Sompo Sigorta’nın sektördeki yeri ile ilgili görüşlerini aldığımız SASDER (Sağlık ve Sigorta Yöneticileri Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı ve Sompo Sigorta İcra Kurulu Üyesi-Sağlık Sigortaları Başkanı Çağatay Çınar, sorularımızı yanıtladı.
Ülkemizdeki sağlık ve sigorta ekosistemi ile ilgili genel bir değerlendirme alabilir miyiz?
Sağlık ve sigortayı birlikte ele almamızın temel nedeni, sağlığın son derece geniş ve çok katmanlı bir ekosistem olmasıdır. Sağlık tarafında hastanelerden doktorlara, ilaç firmalarından kamu otoritelerine, ilgili bakanlıklardan teknoloji firmalarına ve sigortalıya kadar uzanan kapsamlı bir yapı söz konusu. Bu yapı sadece tedavi ve teşhis süreçlerinden ibaret değil; koruyucu sağlık hizmetlerini, hastalık sonrası süreci, yaşlılık dönemini ve bakıma muhtaçlık hallerini de içine alan bütüncül bir döngüyü kapsıyor.
Sigorta tarafına baktığımızda ise sigorta şirketleri, acenteler, brokerler, aracılar, asistans firmaları ve teknoloji sağlayıcılardan oluşan ayrı ama yine kendi içinde güçlü bir ekosistem var. Bu iki yapı bir araya geldiğinde, sağlık ve sigortayı kapsayan daha büyük ve entegre bir sistem ortaya çıkıyor. Bu sistemin sağlıklı işlemesi, 360 derece kapsayıcı bir bakış açısıyla, tarafların birbirini tamamlayan, destekleyen ve karşılıklı değer üreten bir anlayışla hareket emesine bağlıdır.
SASDER’den bahsetmişken, kuruluş ile ilgili bilgi alabilir miyiz?
SASDER, bir grup beyaz yakalı profesyonelin inisiyatifiyle kurulmuş bir dernektir. Yapımız içinde hem sağlık sektöründe hem de sigorta sektöründe görev alan yöneticiler mevcut. Bu yöneticilerin ortak özelliği, sahada ve kurumların merkez yapılarında aktif sorumluluk üstlenen profesyoneller olmalarıdır. Bu yönüyle daha katılımcı, daha erişilebilir ve daha yakın bir duruş sergilediğimizi söylemek mümkündür. Sahayı da, karar alma süreçlerini de yakından tanıyan bir bakış açısıyla, Türkiye’de sağlık ve sigorta alanındaki politikalar şekillenirken konuların doğru bir zeminde, sağlıklı bir tartışma ortamında ele alınmasını önemsiyoruz. Bunun tüm paydaşlar açısından ortak fayda yarattığına inanıyoruz.
Kurulduğumuz günden bu yana kamunun da SASDER’in faaliyetlerini izlemeye ve katkı sağlamaya özen gösterdiğini görüyoruz. Temel bakış açımız, sağlık ve sigorta ekosisteminin bütüncül bir anlayışla doğru şekilde işlemesi yönündedir. Ülke kaynaklarının mümkün olduğunca etkin ve verimli kullanıldığı, sağlık hizmetinin sunumunda akılcı bir zeminin oluştuğu bir yapının oluşmasına katkı koymayı hedefliyoruz. Nihai amacımız ise Türk toplumunun nitelikli sağlık hizmetlerine en uygun koşullarla ve en güçlü güvence yapılarıyla erişebilmesini sağlamaktır.
Yeri gelmişken sağlık harcamalarında 2024 rakamlarından yola çıkarak bir değerlendirme yapmanızı istesek neler söylersiniz? 2024 yılı için ülkemizde 60 milyar dolara yakın bir rakam sağlık harcamaları için kullanılmış.
Konuya yalnızca 2024 perspektifinden bakmak yerine, 2002-2024 dönemini bütüncül şekilde değerlendirdiğimizde çok daha sağlıklı sonuçlara ulaşabileceğimiz kanaatindeyim. Yaklaşık 20 yılı kapsayan bu süreçte, sağlık alanında kapsamlı ve derinlikli bir dönüşüm programı hayata geçirildi. Bu dönüşüm yalnızca sağlık hizmetlerinin sunumunu değil, aynı zamanda sosyal güvenlik yapısını da doğrudan etkileyen önemli değişimleri beraberinde getirdi.
Bu süreci somut verilerle ele aldığımızda tablo daha net ortaya çıkıyor. Örneğin; 2002 yılında kişi başına doktor muayene sıklığı 3,2 seviyesindeyken, 2023 yılı itibarıyla bu rakam 11’e yükseldi. Bu artışı OECD ortalaması olan 6,7 ile karşılaştırdığımızda, kat edilen mesafenin büyüklüğü daha açık şekilde görülebiliyor. Bu gelişim seyri içerisinde özel sektörün de giderek daha fazla denkleme dahil olduğunu gözlemliyoruz. Üstelik tüm bu dönüşümün, milli gelirin yaklaşık yüzde 5’i düzeyinde bir sağlık harcamasıyla gerçekleştirilmiş olması, elde edilen çıktılar açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.
Gelişmiş ülkelerde bu rakam nedir?
Örneğin Japonya, sağlık alanında milli gelirinin yaklaşık yüzde 11’ini harcarken, OECD ortalaması yüzde 7-8 bandında seyrediyor. Türkiye ise sağlık harcamaları açısından OECD ortalamasının altında bir oranda yer alıyor. Buna karşılık sağlık hizmeti tüketimi, OECD ortalamasının oldukça üzerinde gerçekleşiyor. Bu tablo, hizmete erişim ve sunum açısından önemli bir başarıya işaret ederken, aynı zamanda finansal sürdürülebilirlik boyutunun da mutlaka dikkatle ele alınması gereken bir başlık olduğunu ortaya koyuyor.
İlaç şirketleri bu konudan oldukça rahatsız, ilaç şirketleri ilaç fiyatlarının baskılanmasının bir yere kadara fayda sağlayacağını bir yerden sonra ilaca ulaşımı kısıtlayacağını ifade ediyorlar?
Bu eleştirileri anlıyorum ve ilaç şirketlerinin bu konudaki kaygılarını da göz ardı etmemek gerekir. İlaç fiyatlarının baskılanmasının belli bir noktaya kadar sistemi rahatlatan bir etkisi olduğu doğru; ancak bunun ilaca erişimi tamamen kısıtlayacak bir noktaya gelmemesi gerektiği de açık.
Tüm bu yaklaşımlara rağmen genel bir memnuniyetsizlik var. Bu nasıl önlenir?
Son dönemde, özellikle hastanelerde ve acil servislerde yaşanan yoğunluğu azaltmak amacıyla koruyucu hekimlik yaklaşımının giderek daha fazla öne çıktığını görüyoruz. Diyabet örneğinde olduğu gibi kişi hastalandıktan sonra tedavi sunmak yerine, hastalığın hiç ortaya çıkmamasını sağlayacak hizmetlerin verilmesinin çok daha doğru ve sürdürülebilir olduğu kabul ediliyor. Bu bakış açısıyla hedeflenen, bireylerin yılda 12 kez doktora başvurması değil, daha az sağlık hizmeti kullanarak sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi.
Bu değerlendirmeyi yaparken, yeterince zenginleşmeden yaşlanan bir toplum olduğumuzu da göz ardı etmemek gerekiyor. Yaşlanan nüfusun gelecekteki bakım ihtiyacı, ülkemiz için ciddi bir maliyet anlamına geliyor. Mevcut milli gelir seviyemizle Japonya benzeri bir yaşlanma sürecine girmemiz halinde, bu yükün altından kalkmak oldukça zor olacaktır. Bu nedenle bugün atılacak koruyucu adımlar ve sağlanacak tasarrufların, ilerleyen yıllarda sağlık sisteminin sürdürülebilirliği açısından işleri önemli ölçüde kolaylaştıracağını düşünüyorum.
Sağlık harcamalarının arttığı bir ortamda sigorta şirketlerimiz ne durumda?
Sigorta şirketlerinin aslında hem finansal hem de operasyonel açıdan güçlü olduğu bir tablo görüyoruz. Türkiye’de faaliyet gösteren gerek yerli gerek yabancı sigorta şirketler; kurumsal yapı, sermaye gücü ve operasyonel kapasite açısından sağlam bir zeminde faaliyetlerini sürdürüyor.
Buna karşın sağlık harcamalarının dağılımı incelendiğinde, tablo biraz daha farklılaşıyor. Toplam sağlık harcamalarının yaklaşık yüzde 77’si kamu tarafından karşılanırken, yüzde 18’i cepten yapılan harcamalardan oluşuyor. Özel sağlık sigortalarının payı ise yaklaşık yüzde 2,5 seviyesinde kalıyor. Bu oran, sigorta sektörü açısından halen önemli bir büyüme ve gelişme alanı olduğuna işaret ediyor. Bu sınırlı payın arkasındaki önemli etkenlerden birinin de toplumda sigorta şirketlerinin hasar ödemediğine dair yerleşik bir algı olduğunu düşünüyorum. Bu algının kırılması hem sigortaya olan güvenin artması hem de sistem içinde sigortanın daha güçlü bir rol üstlenmesi açısından kritik önem taşıyor.
Durum gerçekten böyle mi?
Bu algının gerçeği yansıtmadığını, özellikle deprem süreçlerinde çok net biçimde görmek mümkün. Yaşadığımız ağır deprem felaketinde Sigorta Sektörü edimlerini en iyi ve hızlı şekilde yerine getirdi.
Bu süreçte sigorta sektörü milyarlarca dolarlık tazminat ödemesi gerçekleştirdi. Açıkçası, doğru penetrasyon ve doğru ürünlerle sigortalanma oranları daha yüksek olsaydı, çok daha fazla ödeme yapılabilirdi.
Son dönemde bu konuda toplumsal farkındalığın arttığını gözlemliyoruz. Biz de sektör olarak, bu farkındalığı güçlendirmek, sigorta bilincini ve sigortaya duyulan güveni artırmak yönünde çalışmalarımızı sürdürmeye devam ediyoruz.
Sigorta sektöründe hukuki düzene uymayan firmaların sistem dışına çıkarıldığı ile ilgili uygulamalara tanık oluyoruz. Konu ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Her sektörde olduğu gibi sigorta sektöründe de kurallara uymayan, etik dışı davranışlar sergileyen ya da sağlıksız iş yapış biçimleriyle hareket eden oyuncular olabilir. Burada bizim tercihimiz, kişilere ya da firmalara göre değişen uygulamalar yerine, herkes için geçerli, net ve bağlayıcı kuralların olduğu bir zeminde rekabet edilmesidir. Zorlayıcı olabilir ama eşit şekilde uygulanan bir düzen, işi doğru yapanlar açısından her zaman daha sağlıklıdır.
İşini düzgün yapan, güçlü sermaye yapısına sahip, nitelikli profesyonellerle çalışan sigorta şirketleri için kötü rakipler, çoğu zaman rekabetten daha yıpratıcıdır. Bu nedenle sektörde yer alabilmek için sadece finansal güç değil; sermaye yeterliliği, operasyonel kapasite, mali sağlamlık ve temiz bir geçmiş de olmazsa olmazdır. Çünkü sigorta, özünde güvene dayanan bir sektördür. İnsanların birikimlerini ve risklerini emanet ettiği bir yapıdan söz ediyoruz. Bu yönüyle sigorta, yalnızca bir finansal faaliyet değil; aynı zamanda bir medeniyet göstergesi ve risklerin adil paylaşımını mümkün kılan bir sistemdir.
Son on aylık verilere baktığımızda Sompo Sigorta’nın karlıkta ülkemiz ölçeğinde dokuzuncu sırada yer aldığını gözlemliyoruz. Bu vesile ile Sompo ile ilgili bir değerlendirme yapmanızı istesek neler söylemek istersiniz?
Sompo Sigorta, Türkiye ölçeğinde görece genç sayılabilecek bir şirket olmasına rağmen istikrarlı bir gelişim hikâyesine sahip. Bağlı olduğumuz Sompo Grubu Japonya’nın en büyük sigorta gruplarının başında geliyor. Japonya dışında da 20’yi aşkın ülkede faaliyetleri olan 138 yaşında bir Sigorta Grubu. Sompo Türkiye olarak biz de “Sürdürülebilir Kârlı Büyüme” prensibi doğrultusunda stratejilerimizi hayata geçiriyoruz. Sigortacılığın her alanında paydaşlarımızın çalışmaktan memnuniyet duyduğu, sigortalılarımızın kendini tam güvende hissettiği bir sigorta şirketi olma prensibimizi her türlü faaliyetimizin önüne bir pusula olarak koyuyoruz. Gerek büyüme, gerek karlılık, gerekse diğer finansal ve operasyonel göstergelere bakıldığında bu yaklaşımımızın tüm paydaşlarımızdan da teveccüh ve kabul gördüğünü söylemek mümkün. Önümüzdeki dönemde başarılı çizgimizi çok daha yukarılara taşıyarak, başta sigortalılarımız olmak üzere, tüm paydaşlarımıza değer yaratmaya devam edeceğimizi söyleyebiliriz.
