Alışan Lojistik CEO’su Damla Alışan: Adapte olabilmek için çeviklik kasımızı geliştirmeliyiz
Kimya ve tehlikeli madde lojistiğinde 40 yılı aşkın deneyime sahip Alışan Lojistik, yeni yatırımlarla ilkleri ülkemizle tanıştırmaya devam ediyor. Alışan Lojistik’in Sakarya’nın Arifiye bölgesinde kurduğu yeni batarya depolama tesisini hizmete açması sonrası bir araya geldiğimiz Alışan Lojistik CEO’su Damla Alışan, sektörün yaşadığı zorlukları ve COP31 İklim Zirvesi ile ilgili düşüncelerini okuyucularımızla paylaştı.
Belirsizliklerin hâkim olduğu bir dönemden geçiyoruz. Belirsizliklerin çalışmalarınıza etkisi ile ilgili bir değerlendirme alabilir miyiz?
Lojistik olarak birçok sektöre değen bir sektörüz. Dolayısıyla yaşanan olumlu veya olumsuz etkileri fazlasıyla hissediyoruz. COVID-19 süreci ile başlayan dönemde daha zor bir dönem olamaz diyerek çalışmalarımıza devam ederken, yaşanan savaşların etkisi bizi daha kötüsü ile karşı karşıya bıraktı. Sektörde çok fazla krizimiz var; bunların bazıları makro düzeyde, bazıları ise mikro düzeydedir. Bu ortamda kontrol edemeyeceklerimize odaklanmak yerine kontrol edebileceklerimize odaklanıyoruz.
Bu dönemi operasyonel verimliliğimizi artırarak ve dijital yetkinliklerimizi geliştirerek yönetiyoruz. Ar-Ge merkezimizde geliştirdiğimiz uygulamalar ve yapay zekâ destekli çözümlerimizle operasyonlarımızı daha görünür ve öngörülebilir hâle getiriyoruz. PSA BDP’nin küresel ağıyla Türkiye’deki yerel uzmanlığımızı bir araya getirmemiz de müşterilerimize alternatifler geliştirme ve uçtan uca hizmet sunma açısından bize güç sağlıyor.
Zorlukların imkânları da beraberinde getirdiği ifade edilir. Bu düşünceye katılır mısınız?
Bana göre lojistik alanında fırsatlar var. Türkiye’nin bulunduğu bölge ve önemi her geçen gün artıyor. Yaşanan savaş ve dolayısıyla petrol fiyatlarının artışı, alternatif güzergâh arayışlarını artırdı. Bu arayışların ülkemizi işaret ettiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla öngörülebilirlik azaldı tabii ama yeni hat arayışları çoğaldığı için ben lojistik anlamında fırsatlar olacağını düşünüyorum.
Bunun yanı sıra değişen ihtiyaçlar ve gelişen teknolojiler de lojistikte yeni fırsatlar yaratıyor. Elektrikli mobilite ve enerji depolama alanındaki gelişmeler, özel koşullarda taşınması ve depolanması gereken ürünlere yönelik çözümlere ihtiyacı artırıyor. Sakarya’daki batarya depolama yatırımımız bunun bir örneği. Kimya ve tehlikeli madde lojistiğindeki deneyimimizi, gelişen sektörlerin ihtiyaçlarına çözüm üretmek için değerlendiriyoruz.
Bu dönemde AB ile ilişkilerin derinleştirilmeye çalışıldığını gözlemliyoruz. “Made in Europe”, “Made for Europe” gibi yaklaşımların içerisinde yer almak istiyoruz. Bu konuya iyimser bakanlardan mısınız?
Ümitli olmak istiyorum. Başka alternatifimiz yok diyebiliriz. Yani böyle bir oluşum içerisine girebilirsek pazar anlamında çok geniş bir pazarda daha aktif bir konuma geçeriz. Türkiye ihracat yapmak zorunda olan bir ülke. İhracatı büyütebilmek için bu oluşumlara bir şekilde ayak uydurmamız, içinde olmamız gerekiyor. Herkes korumacı bir yaklaşımda. Avrupa pazarı da korumacı bir yaklaşım içerisinde. Herkes bir şekilde kendi pazarını, kendi üreticisini, kendi servis sağlayıcısını koruma refleksiyle hareket ediyor. Bu çok anlaşılabilir bir şey. Ama öbür taraftan da bunu bizim fırsata çevirebilmemiz için çeviklik kasımızı geliştirmemiz lazım ki biz Türk milleti olarak bence bu konuda oldukça iyiyiz.
Sahada iyi gelişmelere tanık oluyoruz. Yakın dönemde Avrupalı bir müşterimizin Avrupa’daki deposunu Türkiye’ye taşıdığına şahit olduk. Bu gelişmelere cevap verebilmemiz için farklı alanlardaki altyapımızı geliştirmemiz gerekiyor.
Türkiye’nin bu süreçte güçlü bir üretim ve lojistik merkezi olarak konumlanması için uluslararası standartlarda hizmet sunabilmesi, tedarik zincirlerinin güvenilirliğini ve sürdürülebilirliğini artırması büyük önem taşıyor. Alışan olarak biz de yerel uzmanlığımızı küresel ağımızla birleştirerek müşterilerimizin Avrupa ile bağlantılı tedarik zincirlerine destek oluyoruz.
Altyapımızdan bahsetmişken, hukuki altyapımızın bu gelişim seyrine cevap verip veremeyeceği ile ilgili düşüncenizi almak isterim.
Regülasyon konusunda yapılması gerekenler var. Özellikle AB ile uyumlu bir çerçeveye ihtiyacımız var. Biraz daha hızlanmamız ve bürokrasiyi biraz daha belki yumuşatmamız gerekiyor. İhracat konusunda ortaya koyduğumuz hızı ithalat konusunda da hayata geçirmeliyiz. Birleşik kaplar yasasında olduğu gibi ihracat yapabilmemiz için yapılması gereken ithalatın önemini gözden kaçırmamamız lazım. Dolayısıyla sadece birini iyileştirerek başarılı olabilmemiz mümkün değil. Ortaya koyacağımız hız, Orta Koridor’un tercih edilmesini sağlayacaktır. Bu noktada her şeyi devletten de beklemememiz gerektiği kanaatindeyim. Bu çerçevede kamu ve özel sektörün el ele vererek sorunların üstesinden gelmesi lazım.
Biz de kurucusu olduğumuz KTTD öncülüğünde yürütülen çalışmalarla sektörümüzün ihtiyaçlarını ilgili kurumlarla paylaşıyor, standartların gelişmesine ve uygulamaların iyileştirilmesine katkı sunuyoruz. Bu tür iş birliklerinin, şirketlerin uzun vadeli yatırım yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu öngörülebilir düzenleme çerçevesinin oluşturulmasına ve Türkiye’nin uluslararası tedarik zincirlerindeki rekabet gücünün artmasına katkı sağlayacağına inanıyorum.
Tüm sektörleri göz önünde bulundurduğumuzda yaşanan son krizlerden en fazla etkilenen sektörün lojistik sektörü olduğunu söyleyebilir miyiz?
Zor bir süreç gerçekten. Ama lojistik anlamında daha da zor. Yarın başka bir yerin daha kapanmayacağı veya bir akışın kesilmeyeceğinin garantisi yok şu anda. Lojistik tarafında maliyetler hep yukarı yönlü. Öncelikle bizim nakliye tarafında ana gider hâliyle enerji ve dolayısıyla petrole dayanıyor. Dolayısıyla maliyetler yukarı yönlü gidiyor. Ve bu yukarı yönlü eğilimden sonra bunun tekrar yerine oturması da her şey düzelse bile bir zaman alacaktır. Her şey yolunda giderse 12 ila 18 ay gibi bir sürede inşallah döner diye bakıyoruz. Dolayısıyla da artan maliyetler hepimizin sırtında bir yük. Müşteriler buna tepki veriyor. Bu ortamda verimlilik her zamankinden daha önemli hâle geldi. Biz de Alışan olarak verimlilik konusunda önemli adımlar atıyoruz. Bu çerçevede maliyetlerimizi düşürerek hizmet verdiğimiz müşterilerimizin de maliyetlerine olumlu etki etmeye çalışıyoruz.
Bu doğrultuda rota optimizasyonu, araç doluluklarının artırılması ve boş dönüşlerin azaltılması gibi uygulamalarla kaynaklarımızı daha verimli kullanıyoruz. Uygun güzergâhlarda kara yolu, deniz yolu ve demir yolunu birleştiren intermodal çözümlerden yararlanıyoruz. Böylece hem operasyonel maliyetleri daha etkin yönetmeyi hem de çevresel etkimizi azaltmayı hedefliyoruz.
Petrol fiyatlarının arttığı bir ortamda elektrikli araçlar bir çözüm olabilir mi?
Ticari olarak Türkiye için şu anda uzak bir hedef. Hem altyapı hem araçların menzili hem de yatırım bütçesi bu alana yönelimi sekteye uğratıyor. Öncelikle araç fiyatlarının en az iki buçuk kat fazla olması bu alana yapılacak yatırımları zorlaştırıyor. Avrupa’da bu konuda yeterli teşvik var ama ülkemizde bu konuda yeterli teşvik yok. Diğer taraftan araçların menzil sorunu nedeniyle bu araçların daha lokal bir alanda kullanılma zorunluluğu olması bu alandaki gelişimi engelliyor. Menzil sorununun yanında enerji altyapısının da bu çerçevede geliştirilmesi oldukça önemli. Tüm bu zorluklar zamanla aşılacaktır. Aşıldığı oranda da elektrikli araçların önünün açılacağını düşünüyorum.
Elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla birlikte bataryaların güvenli taşınması ve depolanması da önem kazanıyor. Dolayısıyla bu dönüşümün, araç ve şarj altyapısının yanı sıra onu destekleyecek lojistik altyapıyla birlikte ele alınması gerekiyor.
Sizin bu konuda yatırımınız var mı?
Büyük ticari araçta, yani tır diye tabir ettiğimiz araç için daha gidecek yol var. Biz bu ortamda şehir içi dağıtım araçlarında yatırım yapmaya başladık. Dolayısıyla adım adım bu yolculuk devam ediyor ama hiçbirimizin elinde sihirli değnek yok. Akşamdan sabaha bütün filoyu değiştirelim demek çok da gerçekçi bir yaklaşım değil.
Bu dönüşüm zaman alırken mevcut filomuzun çevresel etkisini azaltmak için de çalışıyoruz. 2025 yılında filomuzdaki Euro 6 araçların oranını yüzde 91’in üzerine çıkardık. Rota optimizasyonu, araç doluluklarının artırılması ve boş dönüşlerin azaltılması gibi uygulamalarla yakıt tüketimimizi daha etkin yönetiyoruz. Bu çalışmaların da katkısıyla 2025 yılında toplam sera gazı emisyonlarımızı bir önceki yıla göre yüzde 13,6 azalttık.
Tüm zorluklara rağmen yeni yatırımlarınızı da hayata geçirmeye devam ediyorsunuz. Yeni yatırımlarınızdan birini de Sakarya’da hayata geçirdiniz. Yeni yatırımınız ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Biz ilkleri hayata geçirmeyi seviyoruz. Daha önce de ülkemizde olmayan tanker yıkama alanında bir yatırımımız olmuştu. O dönemde hukuki altyapı yokken bu işe soyunduk ve Çevre Bakanlığı ile el ele vererek bu konuda eksik olan düzenlemelerin çıkmasına yardımcı olduk. Sakarya’da hayata geçirdiğimiz lityum-iyon pil depolama tesisimiz de Türkiye’de bu alandaki ilk lisanslı depo olma özelliği taşıyor.
Elektrikli araç üretiminin, yenilenebilir enerji yatırımlarının ve batarya teknolojilerinin dünya genelinde hızla gelişmesi, bataryaların güvenli depolanmasını küresel tedarik zincirlerinin öncelikli ihtiyaçlarından biri hâline getiriyor. Yanıcılık, ısıya duyarlılık ve özel elleçleme gereklilikleri nedeniyle uzmanlaşmış çözümler gerektiren bu alanda Alışan Lojistik, yeni yatırımıyla Türkiye’nin enerji dönüşümünü destekleyen kritik lojistik altyapının gelişimine katkı sağlıyor.
Toplam 9.000 metrekarelik depolama alanı ve 9.000 palet kapasitesine sahip tesis, lityum-iyon bataryaların kendine özgü riskleri dikkate alınarak özel olarak tasarlandı. Tesiste güvenlik yaklaşımı, yalnızca olası bir yangına müdahaleyi değil, risklerin erken aşamada tespit edilmesini, izlenmesini ve kontrol altına alınmasını da kapsıyor. Bu kapsamda termal görüntüleme teknolojisiyle desteklenen erken uyarı sistemleri, havalandırma ve yangın güvenliği altyapısıyla entegre çalışan gaz algılama sistemleri ve NFPA (National Fire Protection Association / Ulusal Yangından Korunma Birliği) standartları esas alınarak tasarlanan özel yangın söndürme çözümleri bir arada kullanılıyor.
Yangın kompartımanlarına ayrılmış depolama alanları ve farklı risk senaryolarına yönelik acil müdahale ekipmanlarıyla desteklenen tesisin güvenlik altyapısı, NFPA yangından korunma standartları ve EV batarya depolamaya teknik uygunluk kriterleri doğrultusunda yapılandırıldı. Bataryalar, güvenli depolama koşullarına uygun olarak yüzde 50–60 şarj seviyesi (State of Charge – SoC) aralığında tesise kabul ediliyor ve depolama süresince izleniyor. Özel algılama ve havalandırma sistemleriyle donatılmış alanlarda, risklerin önleyici yaklaşımla yönetilmesi esas alınıyor.
Son olarak COP31 İklim Zirvesi ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Çok enternasyonal, çok büyük bir organizasyon. Organizasyonun farkındalık konusunda önemli sonuçları olacaktır. Hepimiz iyi yurttaş olmaya nasıl çalışıyorsak bir sonraki nesillere de bir şeyler bırakmamız gerekiyor. Hepimizin sorumluluğu bu; politik yaklaşımlardan uzak, temiz bir dünya bırakmak hepimizin hedefi olmalıdır. Bizim iklim konusunda vatandaş olarak sorumluluklarımız var. Yapabildiğimiz oranda buna katkı sağlamak mecburiyetindeyiz.
COP31’in Türkiye’de düzenlenmesini, iklim hedeflerinin somut yatırımlara ve iş birliklerine dönüşmesi açısından önemli bir fırsat olarak görüyorum. Sanayinin sürdürülebilir dönüşümü, tedarik zincirlerinin de dönüşmesini gerektiriyor. Alışan olarak daha düşük emisyonlu operasyonlarımız ve Sakarya’daki batarya depolama tesisimiz gibi yatırımlarımızla bu dönüşüme katkı sağlamayı sürdüreceğiz.
