DHL Express Germany&Austria CEO’su Mustafa Tonguç: Gümrüğe güvenen bir insanım ama aynı anda da açık ticarete de güvenen bir insanım
Gelişen Türkiye Almanyaticari ilişkileri, yapılan yeni yatırımlarla gelişmeye devam ediyor. İki ülke ticari ilişkilerinin seyri ile ilgili görüşlerini almak için sorularımızı yönelttiğimiz DHL Express Germany&Austria CEO’su Mustafa Tonguç, önemli açıklamalarda bulundu.
Türkiye Almanya ticari ilişkileri ile ilgili bir değerlendirme alabilir miyiz?
Türkiye ve Almanya’nın ticari olarak birbirine bağlı çok önemli iki ülke olduğunu söyleyebilirim. Bu söylemim hem iki ülkenin ticari geçmişi hem de bu gününe baktığımızda bu durum rahatlıkla görülebilir. Türkiye’nin ihracat rakamlarına baktığımızda Almanya’nın AB içerisinde öne çıktığını gözlemleyebilirsiniz. Diğer taraftan ülkemizde Alman firmalarının büyük yatırımlarını görebiliriz ve bu yatırımların büyük bir çoğunluğu yarım asrı aşkın bir süredir ülkemizde faaliyetlerine devam ediyor. Biz de bu çerçevede DHL olarak Türkiye’ye yatırımlarımız artarak devam ediyor.
Yatırımlarınız ülkemizin lojistik alanında geleceğine olan güveninizin bir göstergesidir diyebilir miyiz?
Elbette, lojistik tarafına baktığımızda Türkiye’nin potansiyeli ve büyümesine çok inanıyoruz. Türkiye genç nüfusu olan ve tüketimin yüksek olduğu bir ülke. Bizim için önemli olan bu katmanın dışında, dijitalleşmenin ve sosyal medyanın çok yüksek olduğu bir ülke. Ticaretin şekli değişti diyebiliriz. Genç neslin alışveriş teknikleri, alışkanlıkları çok değişti. Özellikle sosyal medya, e-ticaret kısmında en büyük satım alanı olmaya başladı. Eskiden biliyorsunuz sadece büyük pazar yerlerinde satış yapılıyordu ama artık Instagram, TikTok gibi kanallardan çok fazla çok yüksek satışlar oluşuyor.
Türkiye bu çerçevede önemli bir pazar mı?
Türkiye Instagram kullanımında dünyanın en önde giden Amerika’dan sonra gelen ülkelerin arasında. Bunun dışındaki sosyal medya mecralarında da kullanım oranlarımız oldukça yüksek ve çok büyük bir pazar yeri oluştu orada. Onun için 2 yıl önce DHL MNG Cargo’yu satın aldı. Biz zaten yıllardır Türkiye’deyiz. 1981’de DHL Express olarak Türkiye’ye geldik. Lojistik alanında Türkiye’ye yatırım yapan ilk yabancı firma olduk. Yıllar içerisinde tüm organizasyonumuzu tamamladıktan sonra Türkiye’nin domestik pazarına da girmek için MNG’yi satın aldık. Bizim bu atılımlarımızla hedefimiz DHL Express’in gücüyle beraber Türkiye’de iç pazarında da bir numara olmak.
Hedeflediğiniz bu hızlı uluslararası ticarette hukuki alt yapı yeterli mi?
Maalesef bu konuda sıkıntılarımız var. Bu konuda hala otuz yıl önce ortaya konulan customs prosesleri ile çalışıyoruz ve bu güncel hızımızı engelliyor. Bu konuda Türkiye’nin AB ile uyumlu bir yasal çerçeveye kavuşması gerekiyor.
Her ülkenin kendi sınırlarını korumak için çabaladığı ve kendi iç pazarını kolladığı bir dönemde bu söylediklerinizin hayata geçirilmesi mümkün mü?
Bu konuda kilit kelime dijitalleşmedir. Gümrük işlemlerinizi manuel yerine dijitalleşmiş bir yapı ile yaparsanız, daha güvenilir, daha hızlı bir sistem meydana getirebilirsiniz. Güvenliği ise risk analizinizi yaparak oluşturabilirsiniz. İstanbul Havalimanı’nda biz yıllardır gümrükle beraber çalışıyoruz. Biliyorsunuz yeşil hattınız vardır. Bir müşteri kitlesi o yeşil hattan geçer. Kırmızı hattınız olur ve ayrı hatlarınız olur. Misal veriyorum bizim DHL Express’te yaptığımız risk analiz sistemimiz inanılmaz gelişmiştir. Türkiye’den de gelişmiş bir risk analizimiz var. Çünkü biz 220 ülke veya bölgede gümrük işlemi yapıyoruz. Biz bütün dataları kullanıyoruz. Bütün dünyada o dataları kullandığımız için mesela biz kendi hattımıza 10 gönderi koyuyorsak muhtemelen dördünde üçünde bir risk gerçekten çıkıyor. Bu bilgiler paylaşılarak ülkelerin gümrüklerindeki güvenlik sağlanabilir.
Hiç kimse ülkesine kaçak ürün girsin sahte ürün gelsin, efendime söyleyeyim uyuşturucusu gelsin veyahut da silah girsin istemiyor. Yani koruma gerekli ve gümrüklerin bu noktada çok önemli bir görevi var. Ben gümrüğe güvenen bir insanım ama aynı anda da açık ticarete de güvenen bir insanım. Şu anda rekabet, çok zor dünyada. Mesela Türkiye üretim üssü. Eğer üretim ve ihracat komplike olmazsa insanlar Çin’den alır aynısını, ülkemizde daha kaliteli üretim yaparsak insanlar daha fazla ödeyip Türkiye’den satın alacaktır. Ama burada kilit nokta ticaretin hızlı olmasıdır. Hız da risk analizlerinin iyi yapılıp gümrüklerde bekleme sürelerinin azaltılması ile olur.
Made in Europe ve Made for Europe diye terimler ortaya atıldı atıldı. Ülke olarak bizim bu çerçevede değerlendirme şansımız var mı?
Bence var. Türkiye’de ihracat için etkilenen her şirket Almanya’yı da etkileyebiliyor. Çünkü çok fazla Alman şirketi var Türkiye’de. Onların üretiminde sorun yaşarsa kendi ihracat kısmı da etkilenmiş oluyor. Onun için Made for Europe’ın Made for Europe’un ben olma ihtimalini çok önde görüyorum. Bu konuda örneğin Almanya bizim gibi şirketlerin fikirlerini alıyor. Türkiye cephesi de ilgili firmalardan bilgi alırsa konu ile ilgili daha hızlı yol alınabileceği kanısındayım.
Bu noktada gümrüklerimizin modernizasyonu konusunda bir değerlendirme alabilir miyiz?
Gümrüklerimiz modernleşiyor ancak bu modern yapı ihracat kısmında farklı bir durumu, ithalat kısmında farklı bir durumu ortaya çıkarıyor. İthalat kısmında daha modernleştirebiliriz.
Avrupa’da durum farklı mı?
Aslında Avrupa için konuşursak Avrupa gümrük konusu bütün ülkelere eşittir. Ama uygulamaya baktığınızda Avrupa içinde bile farklı ülkelerde bazen farklı uygulamalar görebiliyorsunuz. Misal veriyorum aynı ülkenin içinde bir havalimanında bir gümrük müdürünün daha kritik baktığı bir gümrük müdürünün daha modern baktığı bir ortam olabiliyor. Önemli olan bu farklılıkları ortadan kaldırmaktır.
