Bulutistan Yönetim Kurulu Üyesi Begim Başlıgil: Teknoloji Sektörünün En Büyük İhtiyacı: Anlayış ve Algı Değişikliği
Bulutistan’daki görevini Tevfik Kor’a devrettikten sonra yeni bir arayışa yönelen Begim Başlıgil, beklendiği gibi mümkünü imkanlarla buluşturmak üzere yeni bir yolculuğa çıktı. Yatırımcı kimliğiyle geçirdiği yoğun mesainin ardından yolu ENA Venture Capital ile kesişen Başlıgil, bu süreçteki deneyimlerini ve gelecek planlarını bizimle paylaştı.
Sabancı Holding’e bağlı Dx Technology Services Investment BV’ye Bulutistan’daki hisselerinizin bir kısmını devrettiniz. Sonrasında nasıl bir yola yöneldiniz?
Bir süredir yapay zeka alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketleriyle görüşmeler yapıyorum. Şu ana kadar sekiz farklı şirkete yatırım yapma fırsatım oldu. Ancak klasik yatırımcılık anlayışından biraz farklı ilerlemeye özen gösterdim. Genelde yatırımcılar, şirketin değerini gözeterek mümkün olan en fazla hisseyi almaya çalışırlar. Ben ise bu yaklaşımdan farklı olarak, girişimcinin alanını daraltmadan, mümkün olduğunca az hisseyle ama aktif katkı sağlayarak ilerlemeyi tercih ediyorum. Kurucularla birlikte çalışarak, ihtiyaç duyduklarında şirkete dahil olup, ihtiyaç kalmadığında ise geri çekiliyorum. Temel hedefim, kendi deneyimlerimi paylaşarak onların büyüme sürecine destek olmak.
Bu yaklaşımınız, klasik melek yatırımcı profilinden ayrılıyor.
Evet, bu doğru. Bana ihtiyaç duyulmadığında ayrılmak ya da bir kazanç beklentisiyle değil, katkı motivasyonuyla hareket etmek, klasik melek yatırımcı tanımının dışında kalıyor. Aslında yaptığım şey bir nevi sosyal girişimcilik ya da toplumsal katkı projesi gibi değerlendirilebilir. Elbette melek yatırımcılık çok kıymetli bir alan ama benim tarzım daha farklı. ENA VC çatısı altındaki diğer arkadaşlarımızla birlikte, edindiğimiz tecrübeleri start-up’lara dönemsel bir ekip üyesi gibi aktarıyoruz.
Yatırım yaptığınız sekiz şirketin hepsi yapay zeka alanında mı?
Beşi doğrudan yapay zeka şirketi. Diğer üçü ise yapay zeka temelli olmasa da dijital dönüşüm odaklı çok değerli işler yapıyor. Bu şirketlerin hepsi online dünyada dönüşümü destekleyen yapıların parçası.
Uluslararası tecrübenizi nasıl değerlendiriyorsunuz bu süreçte?
Amerika’da kendini kanıtlamış Türk girişimcilerle iletişim halindeyim. Türkiye’de umut vadeden yapay zeka şirketlerini, ABD pazarına taşıyarak onların da orada başarıya ulaşmasını hedefliyorum. Yapay zeka şu anda iki ana eksende gelişiyor: Çin ve ABD. Çin kapalı bir pazar; ulaşması ve işlem yapması zor. ABD ise daha açık bir pazar, ama sadece gerçekten nitelikliyseniz size kapılarını açıyor. Ben de Türkiye’de bu potansiyele sahip şirketleri bulup ABD’ye taşımaya çalışıyorum.
Bu çalışmalardaki kişisel motivasyonunuz nedir?
Benim için en büyük tatmin, Türk kurucuların kurduğu, küresel çapta hizmet sunabilen şirketlerin sayısının artmasıdır. 80 milyonluk bir ülkenin teknoloji ve yapay zeka alanında çok daha fazla söz sahibi olması gerektiğine inanıyorum. Bu hedefe ulaşmak için yolun Silikon Vadisi’nden geçtiğini düşünüyorum. Hayalim, milyar dolarlık şirketler kurmuş Türk girişimcilerin sayısının artması ve bu girişimlerin birer okul gibi çalışarak yeni kurucular yetiştirmesi.
Bu arzunun altında yatan neden nedir?
Bir noktadan sonra insanın aklında “Benim burada işim ne?” sorusu daha fazla yer buluyor. Ben 20 yıl profesyonel çalıştım, ardından 10 yıl girişimcilik yaptım ve şirketimi başarıyla exit ettim. Artık öğrendiklerimi aktarma zamanım. Hatalarımı başkaları yapmasın, doğrular çoğalsın istiyorum. Bu yüzden de içinde bulunduğum ekosistemin büyümesi için uğraşıyorum.
Sözlerinizde güçlü bir yaşam felsefesi var. Yaşın etkisi olabilir mi?
Kesinlikle. 50 yaşına yaklaşırken, olaylara daha farklı bakmaya başlıyorsunuz. Eskiden iş hayatında çok daha çabuk sinirlenirdim, şimdi daha çok anlamaya çalışıyorum. Artık geleceğe dair kaygılarım çocuklarımız ve torunlarımız üzerine odaklandı. Türkiye’ye daha bağlı bir hayat kurabilmeleri için onlara somut sebepler sunmamız gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle artık daha az rekabet, daha çok etki peşindeyim.
Bu etkiyi yaratmak adına üzerinde çalıştığınız özel projeler var mı?
Yapay zeka alanında bir hızlandırma programı kuruyoruz. Ayrıca teknik yetkinlik setleri oluşturup, bunları şirketlerle birleştirerek ortak fikir ve mülkiyet üretmeyi hedefliyoruz. Bu yapılar, sadece girişimcilere değil, aynı zamanda kurumlara da katkı sağlayacak.
Kamudan bir teklif gelirse değerlendirir misiniz?
Bu soruya hem evet hem hayır cevabı veriyorum. Etki yaratma potansiyeli yüksekse evet, ama kamu süreçleri zaman zaman yavaş olduğu için zorlanabilirim. Daha sabırlı ve sistem odaklı insanlar için daha uygun olabilir. Yine de bu tür görevleri çok kıymetli buluyorum.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın HİT30 projesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu tür teşvik politikalarının olması çok değerli. Bir veri bir noktaysa, iki veri bir trenddir. Eğer yıllardır aynı yerde sayıyorsak, verilen teşvikler yetersizdir. Ama artarak gelen bir ivme varsa doğru yoldayız demektir. Ancak bence temel ihtiyaç maddi destek değil, algı ve anlayış değişikliğidir.
Algı değişikliği derken neyi kastediyorsunuz?
Avrupa’da “startup dostu kurum” kavramı çok yaygın. Kurumlar, kaç girişimle çalıştıklarına göre değerlendiriliyor. Gelişmişlik ve topluma katkı, bu tür işbirlikleriyle ölçülüyor. Start-up’ların en çok ihtiyaç duyduğu şey, referans ve güven. Şans verilirse, zaten finansal kaynaklar da zamanla bulunuyor. Teşvikler önemli ama tek başına yeterli değil.
Bu çağrı sadece devlete mi?
Hayır, özel sektöre de sesleniyorum. Lütfen teknolojik ihtiyaçlarınızda, işinizi gerçekten karşılayabilecek yerli start-up’lara öncelik tanıyın. Büyük kuruma ne ödüyorsanız, yerli şirkete de onu ödeyin. Unutmayın, bugün dev olan her uluslararası şirket bir zamanlar bir start-up’tı ve kendi ülkesinde tercih edildiği için büyüdü. Bizim artık daha fazla ABD’li şirketi ülkemize çekmekten çok, buradan global şirketler çıkarma zamanı.
Kamu-özel sektör ayrımında tablo nasıl?
Bir gün büyük bir holdingin yöneticisi bana, “Biz Türk şirketlerle çalışmayız, çok büyüğüz,” demişti. Bu yaklaşım artık geçerliliğini yitirdi. Teknoloji demokratikleşiyor. Ama özel sektörde, hâlâ ezberden hareket eden, yeniliğe dirençli bir kesim var. Patronlar bile bu zihniyeti artık satın almıyor. Bu nedenle özel sektörün teknoloji satın alma kültürünü değiştirmesi gerekiyor. İlginçtir, bu konuda kamu daha hızlı değişiyor.
Türkiye’nin teknolojik geleceğine dair son olarak ne söylersiniz? Rekabet elbette önemli ama mesele, bizim şirketlerimizin globalleşmesidir. Sürekli “kaç kişi denedi, olmadı” gibi söylemlerle hareket edilmemeli. Mesele, duvarın ne kadar sağlam olduğu değil; kaçıncı vuruşta yıkılacağıdır. O yüzden her deneme değerlidir. Bugün savunma sanayisinde, oyun sektöründe, e-ticarette başarı örnekleri varsa, şimdi sıra kurumsal teknolojilerde, yani B2B alanında. Dünya devlerinin çoğu kurumsal hizmet sunuyor. Bizim de bu alanda unicorn’lar yaratma zamanımız geldi. Önümüzdeki en büyük engel, zihinsel konfor alanlarımız. Ama her engel aşılabilir. Çok sevdiğim bir sözle bitireyim: “Zoru hemen yaparız, imkansız biraz zaman alır.” Zoru yaptık, şimdi sıra imkansızda.
